Emperyalizmin Uzun Süreli Savaş Planı Devrede! İran Halklarının Yanındayız!

22.06.2025

Halkların katili emperyalist ABD, bu sabah saatlerinde İran’ın üç nükleer tesisini bombalayarak yalnızca bölgeyi değil, tüm insanlığı tehdit eden bir nükleer felaketin de kapısını açtı! İsrail saldırılarıyla başlayan ve 10 gündür süren savaş ise, bu son hamleyle birlikte yeni bir boyut kazanmış oldu.

Günlerdir “ölümcül ülke ABD” ve “ne yapacağı belli olmayan Trump” gibi söylemlerle işlenen ve dünyaya giydirilmeye çalışılan savaş gömleği, yeni kitlesel göç dalgalarının önünü açıp bölge halklarının birlikte yaşam koşullarını ortadan kaldıracağı gibi, bölge ülkelerinde iç savaşların da zeminini hazırlamayı hedefliyor. Kapitalizm, içinden geçtiğimiz bu dönemde, bölgesel savaşları büyüterek emperyalist hegemonyayı; üstelik daha acımasız, otoriter, ırkçı ve yoksulluğu da derinleştirecek bir biçimde kurmayı amaçlıyor. Bu karanlığa izin vermeyeceğiz. Geçtiğimiz on yıllarda emperyalist ambargo politikalarıyla bilinçli biçimde yoksullaştırılan İran halklarının ve emekçilerin yanındayız!

İran’a Saldırı, Uzun Süreli Bir Planın Son Halkasıdır

Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği Aksa Tufanı baskınının ardından İsrail, ABD ve İngiltere tarafından devreye sokulan saldırı planı, bugün İran’a yönelik daha yüksek bir düzeyde sürdürülmektedir. Filistin’de Gazze’nin tamamen insansızlaştırılması hedefiyle ilerleyen soykırım, Lübnan’da Hizbullah’ın zayıflatılması, Suriye’de İsrail ve Türkiye destekli cihatçı grupların iktidarı ele geçirmesi ve uzun yıllar boyunca İsrail saldırganlığına ve yayılmacılığına karşı bir bariyer oluşturan Şii Direniş Ekseni’nin gerilemesi, bugün İran’a doğrudan yönelen ağır saldırıyla ilerleyen savaş stratejisinin temel unsurları olarak hayata geçirilmiştir.

Siyonist İsrail’in yayılmacı savaşına diğer ülkelerin gösterdiği tolerans, kapitalist devletlerin uluslararası hukukunu fiilen geçersiz kılmıştır. Bugün İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD tarafından gerçekleştirilen saldırılar, kapitalizmin uluslararası hukuk kurallarına açıkça aykırı bir biçimde gerçekleşmiş ve dünya halklarının yeni savaşlara sürüklenmeye çalışıldığını gözler önüne sermiştir. Ortaya çıkan bu yeni konjonktürde, artık 2010’lu yıllarda şahit olduğumuz gibi yalnızca vekil güçler arasında değil, doğrudan bölgesel planlara sahip egemen devletler arasında savaşların yaşanması gerçek bir ihtimal hâline gelmiştir. Bu bağlamda, İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ve ABD’nin doğrudan müdahalesi, savaşın ateşini tüm bölgeye yayacak; küresel bir savaşı tetikleyebilecek hassas dengelerin hüküm sürdüğü bir ortamda, nükleer bir cehennemin kapılarını aralayacak koşulları oluşturacaktır.

Geçtiğimiz on yıllarda Irak’ın işgaliyle başlayan; bugün Gazze’deki soykırımdan İbrahim Anlaşmaları’na ve İran’ı parçalamaya dönük saldırılara kadar uzanan sürecin temel hedefinin, Orta Doğu’nun enerji hatlarını emperyalizmin denetimi altına almak ve İsrail’i bölgenin hegemonik gücü olarak kabul ettirmek olduğu açıktır. Bölgede Batı emperyalizminin boyunduruğuna girmeyen devletlerden biri olan İran’ın düşürülmesinin bir diğer sonucu ise, kuşkusuz Çin’in kullanmayı planladığı ticaret koridorunun kapatılması olacaktır. ABD, bu hamleyle Çin’in son yıllarda yükselen ekonomik ve ticari gücüne darbe vurmayı da hedeflemekte ve bu ülkeyi askerî olarak da kuşatmak istemektedir.

Molla Rejimi Emperyalist Saldırının Gerekçesi Yapılamaz

1979 İslam Devrimi’nden bu yana İran’da hüküm süren Molla Rejimi’nin, İran halklarının eşitlik arayışının ve özellikle kadınların özgürlük taleplerinin baş düşmanı olduğu, geride kalan 46 yılda yaşanan saldırılarda, idamlarda ve özellikle Mahsa Jina Amini isyanlarında açık biçimde ortaya çıkmıştır. Rejimin antidemokratik karakteri, aynı zamanda toplumun tamamını İsrail saldırısına karşı harekete geçirme noktasında en büyük zaafını oluşturmaktadır.

Ancak İsrail ve ABD’nin saldırıları hiçbir şekilde “özgürlük” amacı taşımamakta; aksine, bölge halklarını kendi kapitalist çıkarları doğrultusunda sömürmeyi ve yönetmeyi hedeflemektedir. Bir ülkedeki rejimin emekçi halklar lehine devrilmesi, ancak o ülkenin emekçi sınıflarının ortak mücadelesiyle mümkün olabilir. İşgal, iç savaş kışkırtıcılığı ve halkların birlikte yaşam koşullarına yönelik saldırılar meşru değildir ve kabul edilemez. İran’a yönelik saldırıların gerekçesi, rejimin baskıcı yapısı değil; bu baskıcı rejimin emperyalizmle uyumlu bir rejim olmamasıdır. Emperyalizmin, özellikle de ABD’nin otoriter ve faşist rejimlerle uyum içinde olduğu sayısız ülke örneği ortadadır.

Bununla birlikte, İran’da rejime karşı emekçi halkların iradesini yansıtan bir iç mücadelenin bugün ya da yarın gündeme gelmesi olasıdır ve bu tür bir halk hareketi, basitçe “emperyalizmin oyunu” olarak damgalanamaz. İran’da emekçiler, işgale karşı kendi savunma mekanizmalarını ve bağımsız politik örgütlenmelerini geliştirebilir; bu siyasi odak ise İran rejimini desteklemeyi reddedebilir. Emekçi halkların inşa edebileceği böyle bir “üçüncü yol”, sosyalistler tarafından kategorik olarak reddedilmemeli; bu tür bir örgütlenme, İran rejimine karşı tutumuna göre değil, demokratik karakterine ve işgale karşı duruşuna göre değerlendirilmelidir.

Erdoğan İktidarı Timsah Gözyaşları Döküyor

Türkiye, kuruluşundan bu yana İsrail ile aynı politik eksende hareket etmektedir. Filistin halkının adeta taş ve sopalarla, uluslararası destek gören bir soykırıma karşı verdiği direniş sürecinde, Erdoğan iktidarı, soykırımcı İsrail’e askerî hammadde sağlayan ticareti sürdürmekte ve limanlarını, bu soykırıma malzeme taşıyan uluslararası gemilere açık tutmaktadır. Türkiye’nin savaş sanayisinin başındaki isim ve aynı zamanda Erdoğan’ın damadı olan Selçuk Bayraktar, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıyla geçtiğimiz günlerde İsrail’in silah tedarikçilerinden İtalyan şirket Leonardo ile bir ortaklık anlaşması imzalamıştır. Erdoğan iktidarı, Gazze’de soykırıma uğrayan Filistinlileri siyasi bir malzeme hâline getirip timsah gözyaşları dökerken, aynı zamanda o halkın üzerine yağan bombaların dolaylı tedarikçisi konumundadır.

Türkiye kapitalizminin İsrail ile ilişkisi, bölgesel hegemonya mücadelesi bağlamında bir rekabet olarak tanımlanabilir. Ancak her iki ülkenin de ortak noktası, emperyalizmin bölgeye dair planlarıyla tam bir uyum içinde hareket etmeleridir. Türkiye’nin emperyalizme bağımlılığı, İsrail’in saldırılarına karşı kararlı bir duruş sergilemesinin önündeki temel engeldir. Dolayısıyla, İsrail’in Siyonist terörüne karşı çıkmak, aynı zamanda Türkiye’deki iktidara karşı yürütülen mücadelenin de bir parçasıdır.

Türkiye’nin Siyonizm’e karşı halkların safında yer alabilmesi, ancak çıkarları Siyonizm’le örtüşen Türkiye kapitalizmine karşı mücadelenin yükseltilmesiyle mümkündür. Orta Doğu’da emekçi halklar lehine gelişecek bir barışın ve gerçek bir siyasal istikrarın sağlanabilmesi için Türkiye halkları, önemli bir rol oynayabilir. Bu nedenle ülkedeki barış mücadelesi, devrimciler ve demokrasi güçleri tarafından örgütlenmeli; AKP-MHP iktidarının Siyonist saldırganlık karşısında sergilediği ikiyüzlü tutumu ifşa edilmelidir.

Bölgesel Savaşa Karşı Bir Aradayız, Direnişteyiz

Bugün başta ABD ve İsrail olmak üzere emperyalist güçler, etkileri tüm bölge halklarını yoksulluğa ve ölüme sürükleyecek yeni bir savaş hamlesi daha yaptı. Yaşadığımız coğrafyanın ezilen halklarını teslim almak, bölgenin enerji kaynaklarını ele geçirmek ve İsrail’i Orta Doğu’nun hegemonik gücü hâline getirmek isteyenler, öldürme kapasiteleriyle övündükleri bombaları Orta Doğu’nun dört bir yanına yağdırıyor. Filistin, Yemen, Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılar, kapitalizmin bugünkü evresinde bölgesel savaşların bir “yeni normal” olarak dayatıldığını açıkça göstermektedir.

Savaşın küreselleşme ihtimali ortadayken, Siyonizm’e ve emperyalizme karşı mücadeleyi tereddütsüz biçimde yükselteceğimiz bir dönemin içerisindeyiz. Bu mücadele, yalnızca konforlu alanlardan ABD karşıtlığı yapmakla değil, bizzat Erdoğan iktidarına karşı durarak ve halkların birlikte yaşam hakkını savunarak büyütülebilir. Türkiye’nin bölgede barışı sağlayacak bir güç olabilmesi, ancak emekçi halkların iktidar mücadelesinin yükseltilmesiyle mümkündür.

NATO müttefiki olan Türkiye’nin bu savaşın taraflarından biri hâline gelme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle savaş karşıtı bir çizgi, Türkiye’yi de içine alacak şekilde örülmelidir. Görevimiz, Türkiye’nin bu savaşın bir tarafı olmasını engellemek, taraf olması hâlinde ise, savaşa karşı net bir tutum almak olmalıdır.

İran’a yönelen emperyalist şiddete ve zorbalığa karşı çıkılmalıdır. Evet, nükleer silahlar insanlığı yok oluşun eşiğine getirebilecek bir tehdittir. Ancak İran “tehdit ve terörün kaynağı” olarak gösterilirken, İsrail’in sahip olduğu nükleer silahlar ve komşu ülkelere yönelik saldırganlığı görmezden gelinmektedir. Orta Doğu’da halkların birlikte, eşit ve özgür bir biçimde yaşayabilmesinin zemini oluşturulacaksa, bu dönüşümün ilk adımı İsrail’in silahsızlandırılmasıdır.

Siyonizme ve emperyalist barbarlığa karşı Orta Doğu halklarının mücadeleleri ortaklaşmalı, Siyonizm’in yenilgisi için birleşik bir mücadele örülmelidir.

Anti-emperyalist mücadeleyi büyütecek, bölge halklarına gerçek barışı getirecek sosyalist iktidar mücadelesine selam olsun!

Siyonizm yenilecek, direnen halklar kazanacak!

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara