Türkiye’nin gündemi bu hafta iki olaya yoğunlaştı. İlk gündem maddesi 18 milyar dolarlık bir fon vurgununun arka planında ne olduğu, ikincisiyse “Para İçin Değil Onurumuz İçin” diyen emekli polis memurunun intiharıydı. Mala mülke doymayan ve bunlara erişmek için her yolu mübah gören Fatma Betül Sayan Kaya gibilerinin tükenmeyen iştahıyla yoksullaştırmanın insan onurunu katletme seviyesine erişmesinin hikâyesi, takvim bu iki olayla açığa çıktı. Halbuki kapitalizmin genel işleyişinin üstüne binen finansal dolandırıcılıklar, eski bakanın servetinde olduğu gibi milyonları dört ayda milyarlar düzeyine çıkarırken, yıllarca çalışarak emekli olmuş insanların ortalama bir kirayı dahi karşılayamamasına neden oluyor. Bütün ekonomik sistemin üzerini örtmeye çalıştığı, üzeri kapatılsın diye üniversitelerde yüzyıllardır kürsüler kurulan o bağ işte bu zenginliğin o yoksulluğu yaratma pahasına büyümesidir.
Bir AKP Türkiyesi Hikâyesi
Patronlar ve bürokratlar ittifakı olan iktidarın yaptığı tek şey, olanların üstünü kapatmak oldu. Fon krizi patladığında ilk yaptıkları şey bu konuda kalem oynatan gazetecilerin sosyal medya hesaplarını erişime kapatmaktı. Bu fon dolandırıcılığının içine girdiği söylenen isimler politik güçlerine o kadar güveniyorlardı ki 455 bin 758 kişinin dolandırıldığı bu hadisenin üstünü usulca kapatabileceklerine inandılar. Ancak mızrak çuvala sığmadı. Türkiye’nin yedi ayda yabancı sermaye çekmek için ödediği faizin yarısı, birilerinin cebine girdi ve Türkiye piyasasından buharlaşıverdi.
Görüldüğü gibi güneş balçıkla sıvanmadı. Şimdi de kendi ittifaklarına en az hasar verecek şekilde birkaç kişiyi göstermelik biçimde cezalandırarak işi oldubittiye getirmek istiyorlar. Utanç duygusunun yokluğu o denli kendine yer edinmiş ki bu göstermelik cezalandırmalar üzerinden bir de takdir bekliyorlar. Hatay deprem davalarında cinayet işlemiş bütün sorumlular bir bir bırakılıyor, iktidarın temsil ettiği toplumsal sınıfın üyeleri sular durulunca hapishanelerin arka kapılarından çıkarılıyorlar. Fatma Betül Sayan Kaya gibi bütün akrabalarını göz göre göre bürokrat yapmış ve utanma duygusunu yitireli çok olmuş olmasına rağmen düne kadar AKP Genel Başkan Yardımcısı olmaktan geri kalmamış bir isim nasıl cezalandırılacak?
AKP iktidarı bize gücü sınırsız, dört başı mamur bir devlet anlatıyor. Anlatılarına göre devlet her şeyi biliyor, her şey onun kontrolü altında, uluslararası arenada en doğru hamleleri yapıyor ve yurt içinde bütün iç mihrakların zihinlerini dahi okuyabiliyor. Ancak ne zaman işler kötüye gitse devletin haberinin olmadığı, sonradan fark ettiği bir şeyler olmuş oluyor. Gerçekte ise bu ülkede nerede talan, hile ve dolandırıcılık varsa; nerede milyonlarca emekçinin kolektif serveti patronlar lehine daha da daralıyorsa orada iktidarın patron dostu politikaları ve onayı var.
Bir Yanda Semirenler, Diğer Yanda Sefalet İçinde Ölenler
AKP iktidarının koruyucu gölgesi altında dolandırıcılıklar yaşanırken, diğer yandan emekliler 23 bin 500 lira maaşlarıyla onurlarını yitirme korkusu duyacak kadar yoksullaştılar. Onurlarını satılığa çıkartmışların sesi daha gür çıksa da bu ülkede milyonlarca insan şerefini kaybetmeden yaşamayı kendine dert ediyor, hatta bu dert yüzünden canına kıyıyor. İktidar medyasında ise bu haber değeri taşımayan, yası tutulmasına gerek olmayan sıradan bir ölümmüş gibi geçiştiriliyor. Bütün toplum egemen ittifakının karşısında değersiz, harcanabilir ve onurlu bir yaşamı hak etmeyen insan sürüsü olarak görülüyor. Bu insanlar, ne sağlıklı bir çevrede yaşayabilir ne bir ay sonrasında kirasını ödeyebileceğinden emin olabilir ne de okula gönderdiği çocuğunun eve sağ salim geri dönebileceğini bilebilir.
Bugün politik iktisadi vaziyet şunu gösteriyor, bugün onurunu kaybetme korkusu yaşayacak kadar yoksullaşmış insanlara vaat edilen hiçbir şey yok. Yaşam olağan akışıyla sürdükçe, yani egemenlerin arzularıyla şekillendikçe işçilere bir çıkış noktası kalmayacak. Bugün Türkiye işçi sınıfı için mücadele etmek bir tercih meselesi değil, hayatta kalmanın yegâne yoludur. Karşısına devletin patronları korumak için emekçilere doğrulttuğu silahları, medya aparatları ve bütün zenginlikleriyle dikilen patron bürokrat ittifakının gözünün doymayacağı, iştahının azalmayacağı ortadadır. Bu öyle bir iştah ki 20 ayda MESEM’li 37 çocuk iş cinayetlerinde ölmüşken hiç utanma duymadan üç kuruşluk asgari ücreti, emekli maaşını daha da düşürmenin peşindedir.
Türkiye işçi sınıfı kendi çıkarını bizatihi kendi politik örgütleriyle kendi ağzından savunmadıkça her şeyden mahrum kalmaktadır, hatta canından bile. Hamaset söyleminin karşısına insanların açlığını, silah sanayi övgüsünün karşısına MESEM’li çocuğu, arttığı iddia edilen Gayri Safi Milli Hasıla’nın karşısına asgari ücreti, yani sermayenin bütün sevincinin karşısına işçinin öfkesini çıkarma zamanı gelmiştir. Bizi yoksullaştırarak elimizden almaya çalıştıkları onurumuzu mücadele ederek karşılarına dikeceğiz!
KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ


