Gezi Direnişi’nin 13. yıldönümünü geride bırakırken, 13 yıl öncesine kıyasla, faşist bir rejimi daha şiddetli saldırılarla kurmaya çalışan bir iktidarla, sağcı iktidarların ve savaşların yerleşiklik kazandığı bir dünyada yaşıyoruz. Toplumsal muhalefet, iktidarın şiddetli saldırılarına teslim olmasa da faşist rejim inşasını durduracak ve iktidarı devirecek bir gücü ortaya koyamıyor. Ana muhalefet partisine yönelik mutlak butlan kararında da gördüğümüz üzere, iktidar hukuk dışı yollarla muhalefeti ezmeye çalışırken, ona karşı aynı şiddette cevap verebilecek bir devrimci halk hareketi yaratılabilmiş değil. Gezi’nin üzerinden geçen 13 yılın ardından, hâlâ hissettiğimiz eksiklik, esas olarak budur.
Gezi Direnişi, Yeni Bir Siyasal Dönemin Başlangıcıydı
Gezi, dünyada da örneklerini gördüğümüz halk hareketlerinin Türkiye’deki yansıması, neoliberalizmin ve onun ülkemizdeki temsilcisi AKP iktidarının yarattığı yeni sınıfsal ilişkilere ve sömürü mekanizmasına karşı toplumsal bir tepkiydi. Gezi, burjuva demokrasisinin getirdiği kısıtlı hak ve özgürlüklerin dahi AKP iktidarı tarafından ilga edilmek istendiği koşullarda, demokratik hak ve özgürlüklerin halkın siyasete doğrudan katılımıyla güçlendirilmesi için verilen bir mücadeleydi.
Gezi Direnişi’nde halkın siyasete doğrudan katılımı, Gezi sonrasında da geniş emekçi kesimlerin demokratik özlemleri ve buna karşı iktidarın giderek daha faşist hâle gelen tepkisi, siyasette temel karşıtlık hâline geldi. Yani Gezi’yle birlikte, emekçi kesimlerin siyasette özneleşmesinin, sosyalist siyasetin ise kendisini buna öncülük edecek şekilde yeniden kurmasının ve devrimci siyasetin kitleselleşmesinin imkânını ortaya çıkardı.
Gezi sonrasında, 7 Haziran 2015 seçimlerinin yarattığı kırılmanın da etkisiyle AKP, MHP ile ittifak yaparak iktidar kompozisyonunu değiştirdi. Geçtiğimiz 13 yılda tanık olduğumuz, AKP-MHP iktidarıyla hız kazanan bir faşist rejimin kurumsallaşmasının adım adım ilerletilmeye çalışılmasıdır. İktidarın bugün ana muhalefet partisine fiilen el koymaya varan faşist politikaları, Gezi sonrasında siyasetin temel konusu hâline gelen demokratik hak taleplerinin bastırılmasına yönelik sermaye iktidarının verdiği tepkidir.
İşçi Sınıfının ve Kapitalizmin Yeni Döneminde Sosyalist Siyaset
Gezi sonrasında sosyalist siyasetin örgütlenme imkânı büyüse de sosyalist örgütler, bu ihtiyaca yanıt üretemedi. Dahası, Gezi’nin bir halk direnişi olarak başarısız olmasının önemli sebeplerinden biri de Gezi’nin açığa çıkardığı yeni sınıfsal ilişkilerin ve bunun toplumda karşılığını bulan yansımasının tespit edilememesi, örgütlerin ve bir bütün olarak sosyalist hareketin kendisini bu ihtiyaca cevap verebilecek şekilde yeniden yapılandıramamasıydı. Mavi yakalı emekçilerin işçi sınıfı içinde niceliğinin azalması, beyaz yakalı olarak tanımlanan profesyonellerin çalışma ve yaşam koşullarının giderek daha güvencesiz hâle gelmesi, yoksullaşmanın toplumun tümüne yansıması gibi kapitalizmin yeni dönemine içkin gelişmelerin bütünlüklü bir şekilde anlaşılması ve Marksizmin böyle bir dünyada devrimci bir tarzda güncellenmesi başarılamadı.
Toplumun geniş kesimlerinin yoksullaştığı, kapitalizmin artık geri bir burjuva demokrasisinde dahi anayasal güvence altında olan hak ve özgürlüklere tahammülünün kalmadığı, faşist siyasetlerin dünya çapında ya iktidar pozisyonlarına yerleştiği ya da ana muhalefet konumuna geldiği bir dünyada, bu döneme uygun bir devrimci örgütün yaratılması, hâlâ bir ihtiyaç olarak varlığını koruyor. Gezi’den çıkan derslerle devrimcilerin üstleneceği en önemli görev, günümüz kapitalizmine karşı işçi sınıfının yeni ortaya çıkan kesimlerini de kapsayacak bir sosyalist devrimci odağın inşa edilmesidir.
Kızıl Parti, günümüzün devrimci partisini inşa etme iddiasını kararlılıkla taşıyor. Gezi’nin ülkesini, emekçilerin iktidarda olduğu bir ülkeyi kurmak için mücadeleyi büyütecek ve mutlaka kazanacağız.
KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ


