İktidara Karşı Halk Hareketi, Halk Hareketi için Devrimci Siyaset!

25.05.2026

Hafta içinde çıkan “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin son kongresi geçersiz sayıldı ve mahkeme, Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti genel başkanlığına geri dönerek partiyi yeniden kongreye götürmesi kararını verdi. Bu karar, iktidarın muhalefeti ve siyaset alanını bir bütün olarak dizayn etme arayışında yeni bir aşamayı temsil ediyor.

2024 yerel seçimlerinin ardından iktidar ile CHP arasında “normalleşme” süreci yaşanmıştı. Bu süreçte iktidar, muhalefetin ivmesini kırmayı amaçlıyordu. Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının kesinleşmesinin ardından ise Erdoğan iktidarı, bu kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yargı eliyle saldırarak, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en önemli rakibi olarak görülen İmamoğlu’nu gözaltına aldırdı. Seçme hakkına yönelik bu darbe girişiminin ardından toplumsal muhalefet güçlü bir tepki vererek CHP’yi daha kararlı biçimde direnmeye zorlasa da CHP önderliği, halkın radikal tepkisini ve direnme eğilimini miting alanlarında soğurdu ve etkisizleştirdi.

Faşist iktidar politikalarına karşı hukuk ve sandık düzlemine sıkıştırılan direnme hâli, son noktada mutlak butlan kararıyla karşılaştı. Mutlak butlan kararına karşı tepkilerin 19 Mart’tan çok daha zayıf olması, bizzat CHP’nin direnişi taşıyabilecek politik ve ideolojik duruştan uzak, düzen içi bir aktör olmasının doğrudan bir sonucudur. Önümüzdeki süreçte ise bu kararın tanınması, CHP’nin iktidarın atadığı kayyumla yeni bir kongre sürecine girmesi, yani Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzlaşması, beklenebilecek bir sonuçtur.

İktidar Mutlak Butlan Kararıyla Ne Amaçlıyor?

İktidar, mutlak butlan kararıyla muhalefeti hareketsiz kılmayı, muhalif tabanı bölmeyi ve Özgür Özel’in liderliğinde 2024’ten beri toplumsal etkisini artıran, iç konsolidasyonunu sağlayan CHP’yi etkisizleştirmeyi, gerekirse parçalamayı amaçlıyor. Kılıçdaroğlu önderliğinde CHP, kongre gündemiyle ve parti içi çekişmelerle uğraşırken iktidar, bir sonraki seçimi kendisine kazandıracağını düşündüğü hamleler yapacaktır. Bir erken seçim gündeminin, ana muhalefetin iktidarın belirlediği koşullara göre biçimlendiği sırada toplumun önüne getirilmesi ise olasıdır.

Dolayısıyla iktidar, 2024 ve sonrasında zayıflayan inisiyatifini geri kazanmak için CHP’yi kongre gündemine ve iç kavgalarına hapsetmeyi, CHP’nin içinden bir başka partinin ortaya çıkması hâlinde partinin fiilen bölünmesini, sosyal demokrat tabanın parçalanmasını ve küskün muhalif seçmenler oluşturmayı hedefliyor. Faşist inşayı tamamlayabilmek için yeniden iktidar olmanın yolunun buradan geçtiğine inanıyor.

İktidarın Faşist Rejim İnşası Neyi Hedefliyor?

Erdoğan iktidarı, 2016 yılından beri, MHP ile ortaklık içinde bir faşist rejimi inşa etmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda, siyaset alanında patronlarla iktidar arasındaki ilişki daha doğrudan bir hâle geliyor ve sermaye sınıfından yana radikal düzenlemelerle kapitalist saldırı, ülke çapında yoksulluğu ve güvencesizliği bir norm hâline getiriyor. Siyaset alanında ise iktidar, tüm muhalif dinamikleri kendi siyasal planlarına uyumlu hâle getirmek için hukuki ve siyasi zor kullanıyor. Bu planlar, Ortadoğu ABD emperyalizminin müdahaleleriyle yeniden şekillenirken burada Türkiye’yi bir bölgesel güç ve belirleyici bir aktör olarak konumlandırmayı, aynı zamanda ülkeyi enerji ticaretinden pay alan bir üs, madencilik faaliyetleri için bir ucuz emek cenneti ve savaş sanayisi üzerinden silah ihraç eder hâle getirmeyi içeriyor.

İktidarın Türkiye’nin geleceğine dönük tasarrufu, işçi sınıfının kesinlikle kontrol altında tutulmasını, devrimci muhalefetin ezilmesini, düzen içi muhalefetin yeniden şekillendirilmesini gerektiriyor. Sendikal faaliyetin neredeyse kriminal hâle getirilmesi, mücadeleci sendika başkanlarının tutuklanması, işçi direnişlerinin şiddetli polis müdahaleleriyle karşılaşması bu siyasal hedefle uyumlu bir şekilde okunmalıdır. Emekçiler başta olmak üzere mücadeleci muhalif dinamiklerin hem polis hem yargı eliyle şiddetli saldırılarla karşılaşması, Esra Işık gibi ekoloji mücadelesi öncülerinin, Mehmet Türkmen gibi sendikacıların tutuklanması, üniversitelere kayyum atanması, üniversitelerin kapatılması vb. hamlelerle toplum çapında korku yaratılması, karamsarlığın egemen kılınması ve toplumsal muhalefetin iktidara karşı çıkışındaki kararlı duruşunun kırılması hedefleniyor.

Erdoğan iktidarının faşist rejim inşası, emperyalist sistemin yeniden yapılanma sürecinden, onun Ortadoğu siyasetinden ve bu değişim döneminde Türkiye kapitalizminin ihtiyaçlarından, aynı zamanda oluşan fırsatlara göz dikmesinden bağımsız okunamaz. AKP iktidarının yargı ve polis gücü eliyle yaptığı hamleler, yalnızca tek adamın koltuk arzusuna indirgenemeyecek; sınıfsal, siyasal, hukuki ve toplumsal boyutları olan stratejik bir hedefin parçalarıdır.

Türkiye’nin Neden Devrimci Siyasete İhtiyacı Var?

Hukukun ve burjuva cumhuriyetlerinde siyasi iktidarın denge unsuru olarak kullanılan aygıtların iktidara bağlı politik silahlar olarak araçsallaştığı, faşist yöntemlerin siyasette yaygın ve belirleyici olarak kullanıldığı bir dönemde iktidara karşı mücadele, hukuk ve sandığa sıkıştırılarak verilemez. CHP’ye yönelik mutlak butlan kararının verilebilmesinin sebebi, CHP’nin 19 Mart’ta açığa çıkan muhalif hareketi sönümlendirmesiydi. Bunun sebebi ise düzen muhalefetinin, hukuka ve sandığa olan sonsuz güveni ve bir halk hareketinin radikalleşmesinden korkmasıydı. Düzen muhalefeti iktidarın toparlanmasına bu şekilde alan açarken, birçok sosyalist parti de CHP mitinglerinin bir parçası olarak, iktidar karşıtı mücadeleyi onun karşısındaki en güçlü görülen partiye havale etmiş oldu.

Tarihte defalarca kez örneğini gördüğümüz ve mevcut siyasi tablonun da bir kez daha açığa çıkardığı gibi, faşist bir iktidar halk hareketi olmaksızın yenilemez. Halk hareketi ise düzenin, devletin, mevcut hukuk sisteminin, iktidarın sınıfsal karakterinin değişmesini arzulamayan sosyal demokrat bir partinin öncülüğünde oluşturulamaz. Gezi’de, 19 Mart’ta ve bu 10 yıllık arada kendisini irili ufaklı gösteren tüm karşı koyuşlarda iktidar karşıtı konumunu kararlı biçimde ortaya koyan toplumsal muhalefetin, iktidarı hedefleyen bir demokratik halk hareketi biçiminde şekillenmesi ancak devrimci bir odağın öncülüğünde mümkündür.

Devrimcilerin görevi, CHP mitinglerinde bayrak sallamak değildir. Devrimciler, bağımsız ve birleşik bir devrimci odağın oluşturulması ve bu odağın siyasette belirleyici bir güç hâline getirilmesi için tarihsel sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bu faşist karanlıktan çıkmak için Türkiye’nin devrimci siyasete, devrimci bir halk hareketine ihtiyacı var. Devrimciler, bu görevi bu bilinçle yerine getirmelidir.

Kızıl Parti, Erdoğan iktidarını uzatmayı hedefleyen saldırılara tereddütsüz karşı çıkacaktır. AKP yargısının kararları siyasi bir meşruiyet taşımamaktadır. Partimizin politik tutumu, iktidarın muhalefet güçlerine karşı faşist saldırıları söz konusu olduğunda ikirciksizdir. Ancak, AKP’nin faşist saldırılarına karşı CHP ile ve saldırı altındaki muhalefet güçleriyle dayanışma düzen sınırlarının ötesine geçmelidir. İktidarın faşist bir rejimi inşa etme hedefine karşı sosyalistlerin bağımsız siyasetini ve birleşik bir devrimci siyaset odağını büyütmek, tek gerçek alternatiftir. Partimiz, bu doğrultuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir.

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara