Geçtiğimiz 10 günde, devrimci örgütlerin üyesi olan yüzlerce solcu ve stand-up gösterisi 10 milyondan fazla kişi tarafından izlenen Deniz Göktaş tutuklandı. AKP-MHP faşizmi, artık insanları herhangi bir eylem yapmadan, iktidarın yerle bir edip şekilsiz bir silaha dönüştürdüğü kapitalist hukuk sistemine göre suçmuş gibi gösterilen bir fiil dahi ortaya çıkmadan gözaltına alma ve tutuklama dozunu NATO zirvesi bahanesiyle yükseltti.
İnsanlar sadece solcu veya muhalif olduğu için, şaka yaptığı için, doğa gezisine gittiği için, Erdoğan’ı bir dakika bile sevmediği için tutuklanıyor. Türkiye’de yaşayan herhangi biri, birkaç hafta öncesine göre çok daha fazla kuralsız, adaletsiz, hukuki haklarının ortadan kaldırıldığı bir aşamada yaşamaya zorlanıyor. İşte NATO zirvesi bu güçlendirilmiş yasasızlığın, yasal alanın neredeyse tüm unsurlarıyla ortadan kaldırılmasının bahanesi oldu. NATO zirvesi bitip gidecek ama AKP-MHP iktidarı, toplumun elinden alınan yasal hakları ve faşist baskıyla biçimlendirilen siyaset alanını daha da kalıcı hâle getirmek istiyor.
Hem Deniz Göktaş’ın hem de çok sayıda sosyalistin tutuklanması birbirinden bağımsız değil, Erdoğan’ın yeniden seçilebilmesi ve Türkiye’nin emperyalizmin savaş planlarında kullanışlı bir savaş gücüne dönüştürülmesi için devreye konan planın bir parçası. İktidar bu plana karşı tek gerçek alternatif olma iradesine sahip olan devrimci siyaseti kırmaya ve bastırmaya çalışıyor. Tüm bu tutuklamalar ve faşist kurumsallaşma operasyonları, “dokunan yanar” diyerek tüm topluma kesin bir itaatin dayatıldığı bir özellik taşıyor.
İktidar, ortak semboller ve bu sembollerle kamusal alanda yayılabilecek, geniş kesimlere ulaşabilecek politik bir eleştiriyi, bunun aracı olarak politik mizahı da kendi bekasına yönelik bir tehdit olarak görüyor. AKP iktidarı, ayrıca, NATO zirvesi öncesi tutuklamalarda da görüldüğü gibi, istediği zaman istediği kişiyi tutuklatabilecek kudrete sahip olduğunu hem emperyalist devletlere hem de tüm topluma ilan etmek istiyor.
Faşist Rejim İnşa Sürecinde Tutuklama Terörü
AKP Türkiye’sinde tutuklamalar, toplumu ikna etmekten uzak gerekçelerle muhalif kişi veya grupları baskılamak ve bu yolla dışarıda kalanlara “bana dokunursan yanarsın” mesajı vererek muhalefeti sindirmek için kullanılan faşist bir baskı yöntemi. Geçmişte ağırlıklı olarak devrimcilere ve Kürt hareketine karşı kullanılan bu yöntem, son yıllarda sosyal demokratlardan sanatçılara kadar pek çok kesimi kapsar vaziyette. CHP’nin yerel seçim zaferinin ardından belediyelere yönelik operasyonlarda, mutlak butlan kararında, sanatçıların Gezi davasında yeniden yargılanmasında ve Ayşe Barım’ın hapsedilmesinde, Deniz Göktaş’ın tutuklanmasında bunu görüyoruz.
Son aylarda ise NATO zirvesi öncesi sokak hareketlerini bastırmak adına dört binden fazla kişi gözaltına alındı, yüzün üzerinde yurttaş tutuklandı. TEMA Vakfı’nın gezisine katılmak gibi gerekçelerle insanların tutuklanması, iktidarın hem topluma hem de emperyalist dostlarına, Türkiye’nin tek sahibinin kendisi olduğunu ve istediği zaman istediğini yapabileceğini kanıtlamak üzere giriştiği bir güç gösterisidir.
Kitlesel Örgütlenme Baskının Panzehiridir
Tutuklama teröründen en çok etkilenen, şüphesiz ki devrimcilerdir. Özellikle son yıllarda sıklıkla gerçekleşen şafak baskınları ve bunun sonucunda çoğunlukla kuyu tiplerinde tecride ve işkenceye mahkûm edilen devrimciler, Türkiye toplumunun ve siyasetin inkâr edilemez bir gerçekliğidir. Böylesi bir baskı ortamında devrimci parti ve örgütlerin yaygın örgütlenmesi, bunu yaparken kadrolarını koruyabilir durumda olması oldukça zor görünse de imkânsız değil.
Tutuklama terörüne karşı devrimci örgütleri korumanın ve sınıf mücadelesini güçlendirmenin yolu, yaygın örgütlenmeleri hayata geçirecek araçların oluşturulmasıdır. Emekçileri, gündelik yaşam içerisinde doğrudan özneleştirecek ve siyasetin dolaylı taşıyıcıları hâline getirecek olan kitlesel örgütlenme araçlarının oluşturulması, hem direnç noktalarını yaygınlaştırmak hem de olası siyasi saldırılara karşı, saldırıdan muzdarip olan kişi veya kurumları koruyabilmek için önemlidir. Ancak bu yolla Deniz Göktaş’ı Çağlayan Adliyesi önünde savunanlar yüzler değil yüz binler olacaktır. Ancak bu yolla NATO’ya karşı evlerinden kapıları kırılarak esir alınan anti-emperyalistlere sahip çıkacak olan büyük bir toplumsal hareket inşa edilecektir.
Kitlesel örgütlenme, başarılabildiği ölçüde, faşist baskıların panzehiridir. Bu örgütlenmenin başarısı ise hem devrimcilerin geliştireceği yaratıcı yöntemlerle hem de faşist iktidara karşı birleşik bir cephenin, olabilecek en geniş ve en etkili biçimde kurulabilmesiyle mümkündür. Madencilerin kazanımları, öğretmenlerin tüm toplumda etki yaratan eylemleri, kitleleri içine alan hak mücadelelerinin meşruluğunu ortaya koymaktadır.
Bugün yaşananlar şu gerçeği açıkça ortaya çıkarıyor: AKP-MHP iktidarı hukuk alanının dışına çıkmış, yasal siyaset alanını yok sayan ve bunu yeni bir normal olarak kurguladığı bir rejimi dayatmaktadır. Geçmişte kayyumlarda, yakın dönemde CHP’ye karşı atılan butlan ve parçalama hamlesi de yeterince veri sunmaktadır. Hukuk düzeni Türkiye’de sadece devrimciler için değil, toplumun tamamı açısından koruyucu bir nitelik taşımamaktadır.
Bu faşist kuşatmaya karşı sosyalistlerin birlikte ve alternatif siyasal yöntemler geliştirmesi dönemin devrimci görevidir.
Kızıl Parti, faşist baskı ortamı büyürken, buzu kıracak ve devrimci siyaseti kitlelerle buluşturacak odağı oluşturmaya ve parçası olmaya dönük tutumunu güçlendirerek sürdürecektir.
KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ


