Suriye’de Emperyalizm Destekli Şeriatçı İktidarın Birinci Yılı

08.12.2025

Suriye halkları cihatçılara teslim olmayacak!

8 Aralık 2024’te Suriye’de 2011 yılından beri insanlık suçu sayılması gereken çeşitli katliamlar gerçekleştirmiş olan cihatçı çeteler, Beşşar Esad ve Baas iktidarını devirerek Şam’da yönetimi ele geçirdi. Yıllardır HTŞ öncülüğünde İdlib’de güç biriktiren cihatçı çeteler, emperyalist ülkelerin ve Türkiye devletinin de dahil olduğu bir tertiple İdlib’den Halep’e ilerlemiş, Suriye’de ordunun neredeyse hiçbir direnç gösteremeyeceği görülünce cihatçılar, 12 gün içerisinde Şam’a kadar gelmişlerdir.

Bu ilerleme, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın İsrail’in füze saldırısıyla öldürülmesinin ve Lübnan’da Hizbullah’a önemli bir darbe vurulmasının ardından gerçekleşmiştir. Yıllardır İdlib’e sıkıştırılmış cihatçılar tarafından, Hizbullah ile ateşkes anlaşmasının imzalanmasından hemen sonra gerçekleştirilen bu saldırı tesadüf değildir. Bu saldırının, Hizbullah’ın Suriye’de Esad yönetimine destek olamayacağı bir duruma geldiğinde gerçekleşmiş olması, saldırı planının bizzat emperyalist devletlerin kontrolünde yapıldığına işaret etmektedir.

Esad’ın devrilmesinin ardından Ebu Muhammed el-Colani takma adıyla bilinen HTŞ lideri Ahmed Şara, Şam’ı ele geçiren güçlerin lideri olarak ortaya çıkmış ve geçiş hükümeti olacağı açıklanan planın liderliğini almıştır. Yeni dönemde gerçek adı olan Ahmed Şara ismini kullanmaya başlayan Colani’nin bu tercihi, onun imajını yeniden yaratmak ve cihatçı geçmişini silmek için yapılmıştır. El-Kaide’nin, daha sonra IŞİD’in Irak’ta ve Suriye’de örgütlenmesinde lider pozisyonunda olan ve uluslararası terör listelerinde adı geçen Colani, “ılımlı” yeni kimliğiyle uluslararası kamuoyuna kabul ettirilmek istenmiştir. Daha sonra ortaya çıktığı üzere, bu “imaj yenileme” ve Colani’nin bugünlere hazırlanması, bizzat İngiliz istihbaratı eliyle organize edilmiştir.

Beyaz Saray’da ağırlanan Colani, ABD tarafından da tanınan bir lider haline gelmiştir. ABD’nin Ortadoğu’ya dair planlarının uyumlu bir parçası olması karşılığında Suriye’ye dönük yaptırımların zaman içerisinde kaldırılması vaat edilmiştir. Baas iktidarında Amerikan karşıtı çizginin bölgedeki en önemli temsilcilerinden olan Suriye, böylece makas değiştirmeye ve kendisini Amerikancı bir hatta konumlandırmaya çalışan bir devlet haline gelmeye çalışmaktadır. Daha iktidarı yeni devraldığı günlerde, HTŞ yönetiminin ilk hamlesinin Filistinli direniş örgütlerini Suriye topraklarından kovmak ve Lübnan’a karşı baskı yapmak olması, bu tercihin sahadaki göstergeleridir.

8 Aralık’tan sonra Suriye’de devletin ortadan kalktığı süreç içerisinde, “uluslararası anlaşmaların geçerliliğini yitirdiği” bahanesiyle İsrail, Suriye’nin tüm askeri kapasitesini yok etmek üzere askeri üsleri ve depoları vurmuştur. Bu geniş kapsamlı bombardımanlar sonucunda Suriye, İsrail için bir askeri bariyer olmaktan tamamen çıkartılmış ve ülkenin güneyinde yer alan Golan Tepeleri, İsrail tarafından işgal edilmiştir. İsrail devleti bununla da kalmamış, Şam kırsalına kadar ilerleyerek Suriye üzerinde stratejik bir denetim kurmuştur.

Esad yönetimi her ne kadar emperyalist devletlerin, dahası bölgesel çapta yayılmacı emelleri olan Türkiye ve İsrail gibi iki bölgesel gücün onayı ve arzusuyla yıkılmış olsa da aradan geçen bir yılda ortaya çıkan sonuç, Suriye halklarını memnun etmediği gibi Suriye üzerinde emelleri olan güçleri de ikna edecek bir planı ortaya çıkartamamıştır. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Bölgesi’nin (Rojava) varlığı, güneyde İsrail’in güvencesi altında olan Dürziler ve batıda cihatçılarla uyuşması mümkün olmayan Aleviler, yeni rejimin ülke çapında kontrolü sağlamasının önünde engeldir. Ayrıca yıllardır IŞİD karşıtı koalisyonun parçası olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), uluslararası alanda güvenilir bir müttefik olarak görülmenin yanı sıra, Şam yönetimine karşı koyabilecek askeri kapasiteye de sahiptir. Bu koşullar altında, 8 Aralık 2024’te HTŞ’nin iktidarı devralmasının ardından geçen süreç, halklara yönelen soykırım tehdidi ve ülke çapında kontrolün sağlanabilmesi için uzlaşı arayışıyla geçmiştir.

Alevi pogromu ve 10 Mart anlaşmasının anlamı

HTŞ’nin Şam’da iktidarı ele almasının üzerinden henüz üç ay bile geçmemişken, şubat ve mart aylarında Lazkiye ve Tartus bölgesinde Alevilere yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirilmiştir. HTŞ’nin düzenli bir güvenlik gücü olmaktan uzak silahlı birliklerinin ve yerel cihatçı çetelerin “denetim” adı altında uyguladıkları tacize karşı Alevi toplumunun tepkisi bahane edilerek başlayan bu saldırı, sözde “Esad yönetimini yeniden diriltmeyi hedefleyen güçlere” karşı yapılmıştır. Yaklaşık 1.300 Suriyeli Alevi katledilmiş ve Alevi toplumu soykırım kıskacına alınmıştır. Türkiye’deki devrimci ve demokrat muhalefet de dahil olmak üzere uluslararası kamuoyu içinde yükselen tepkiler, bu soykırımı görünür kılmıştır. Bu katliamla birlikte, HTŞ’nin kapsayıcı bir rejimi inşa edemeyeceği hem uluslararası kamuoyu hem de Suriye halkları tarafından görülmüştür. Alevi pogromu, Dürzilerin ve Rojava’da SDG’nin silahlarını bırakmama tercihini daha fazla meşrulaştırmıştır.

Uluslararası alanda ve Rojava’da toplum içinde yükselen tepkiler sonucunda HTŞ yönetimi, Rojava yönetimiyle 10 Mart’ta bir mutabakat imzalamış ve bu mutabakata göre Suriye’deki azınlıkların yaşam hakkını koruyacağını beyan etmiştir. Ayrıca, soykırım süreci ve imzalanan ikili mutabakat ile Rojava, ayrı bir siyasi özne olarak tanınmıştır. 10 Mart mutabakatı, cihatçılarla SDG lideri Mazlum Abdi’nin masaya oturması sebebiyle tartışma yaratmış olsa da yıl sonuna kadar ancak demokratik bir entegrasyonun gerçekleşmesi halinde Şam rejimine destek verileceğini göstermektedir. Bu süre dolarken, askeri gerginlik ise yükselmektedir.

Kürt sorununun bölgeselleşmesi ve bölgenin yeniden inşası

Şam’daki cihatçı hükümet, ülkedeki azınlıkları ve uzun yıllardır fiili ancak kurumsal varlık gösteren Rojava yönetimini dışlamış, farklı etnik ve dini toplulukların temsilcilerinin olmadığı bir hükümet olarak kurulmuştur. Ortaya çıkarılan anayasa taslağında ise bu hükümetin geçici olduğu, beş yıl görev yapacağı ve beş yılın sonunda ülkeyi “demokratik” seçimlere taşımayı hedeflediği belirtilmiştir. Böylece azınlıkların düşük olan güveni tamamen kaybedilmiştir. Suriye’de HTŞ’nin pratiği bir kez daha göstermektedir ki cihatçılarla, siyasal İslamcılarla demokratik bir rejim kurulmasını beklemek hayalden öte değildir.

8 Aralık 2024’ten itibaren Suriye’de en önemli konu başlıklarından birisi Rojava’nın tasfiyesidir. Türkiye’nin desteklediği Şam yönetimi, bu desteğe de sırtını yaslayarak SDG’nin silahlarını bırakıp bölgenin kontrolünü cihatçılara bırakmasını istemektedir. SDG ise ancak ademimerkeziyetçi ve demokratik hakları güvence altına alan kapsayıcı bir anayasanın yazılması durumunda, silahlı güçleri Suriye ordusunun bir parçası olacak şekilde kendi varlığına son vereceğini beyan etmektedir. Süveyde’de Dürziler ile Bedeviler arasında yaşanan çatışmalarda HTŞ yönetiminin Dürzileri ayrılıkçı ilan ederek hedefleştirmesi, SDG’nin ademimerkeziyetçilik talebinin Dürziler tarafından da net bir şekilde dile getirilmesiyle sonuçlanmış, kapsayıcı bir yönetimin garantileri oluşturulmadan hükümet dışı silahlı güçlerin kendisini dağıtmayacağı görülmüştür.

Gelinen aşamada, Türkiye’de bir yılı aşkın süredir kamuoyuna açık biçimde yürütülmekte olan Kürt sorununa çözüm sürecinin merkezi Rojava olmuştur. Suriye’deki açmazın nasıl çözüleceği, Türkiye’de iktidarın kaderi de dahil olmak üzere tüm Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde etkili olacaktır. Türkiye’de Devlet Bahçeli’nin sözcülüğünü yaptığı sürece dair, iktidarın SDG’nin silah bırakması konusundaki ısrarı bu bağlamda değerlendirilmelidir. Türkiye’de iktidar, siyasal İslamcı modele karşıt, seküler ve demokratik bir yönetim modeli ortaya koyan Rojava’da Kürtlerin kazanımının, Türkiye’deki Kürtler için de örnek oluşturacağını düşünmektedir. Ayrıca Rojava’nın varlığını kendisinin Ortadoğu’daki yayılmacı emellerinin karşısında bir engel oluşturduğuna ve ancak özerk yönetim Şam lehine tasfiye edilirse bölgesel paylaşım konusunda rakibi olan İsrail’e karşı avantaj elde edeceğine inanmaktadır.

Uluslararası bağlam ve devrimcilerin görevi

Suriye’nin yeniden inşasında izlenecek yol, yalnızca Suriye’nin iç işleri olarak kalmamakta, aynı zamanda tüm Ortadoğu sorununun merkezi bir konusu haline gelmektedir. İsrail, silahlı kuvvetten arınmış, güney sınırlarından ve Filistin davasından vazgeçmiş bir Suriye’yi görmek isterken, Türkiye ise İslamcı ve tekçi bir rejimin tüm ülkede kontrolü sağlamasını ve bu gücün hamiliğini Türkiye’nin üstlenmesini arzulamaktadır.

Birbirine karşıt planları olan güçlerin çatışma sahası haline gelen Suriye’de savaş geri dönüşsüz biçimde bitmemiş, her an yeniden ısınmaya müsait olduğu bir yeni evreye geçmiştir. Rojava’daki belirsizlik devam ettikçe iki taraf da birbirine karşı askeri tahkimat yapmakta, Türkiye Şam yönetimini silahlandırmaya ve TSK eliyle eğitmeye çalışmakta, İsrail devleti ise stratejik konumları tutarak bölgede askeri denetimi sağlamak için çabalamaktadır.

Aradan geçen bir yılda Suriye, iç savaşın getirdiği yıkımı ve istikrarsızlığı aşamamış, belirsizliklerin hâlâ hakim olduğu bir coğrafya olarak varlığını sürdürmektedir. Esad’ın devrilmesiyle birlikte uluslararası boyutu daha fazla açığa çıkan Suriye’nin geleceği, doğrudan doğruya Ortadoğu’nun geleceğiyle sıkı bir ilişki içindedir. Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve iktidarın geleceği de aynı şekilde Suriye’de yeni rejimin inşasının ne yönde ilerleyeceğine bağlıdır. İktidar, Rojava’nın tasfiyesini kendi rejiminin kurumsallaşması için son hamle olarak görmekte, sadece Kürt sorunuyla sınırlı olmayan demokratik talepleri de bu şekilde bastırmayı hedeflemektedir.

Devrimciler, bölgemizdeki yeni durumun nasıl dengeler içerdiğini dikkatle incelemeye devam etmeli, bölgede emekçi halklar lehine sonuçlar almak için bölgesel çapta dayanışmayı büyütecek politikaları ortaya koymayı hedeflemelidir. Suriye’de HTŞ yönetiminin bir yılı bizlere göstermektedir ki Türkiye’de iktidar karşısında halkların eşitlik içinde bir arada yaşamasını savunan bir devrimci odağın inşa edilmesi, yalnızca Türkiyeli emekçilerin değil, tüm Ortadoğu’nun kaderini etkileyecektir.

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara