Yeni Barbarlık Çağını Yeneceğiz!

16.02.2026

Kapitalizmin neoliberal evresinin sonuna geldik.

Neoliberal ütopya”, en başından itibaren “özgürlük” ve “demokrasi” söylemleriyle parlatılmak istense de, işçi sınıfının mücadelesine ve devrimci (anti-kapitalist) potansiyel taşıyan tüm muhalefet dinamiklerine karşı olmak onun özü, ortaya çıkış gerekçesiydi. Amaç, mülksüzleştirme yoluyla kapitalist sınıfın iktidarını korumak, onu merkezileştirmek ve kar oranlarını artırmaktı. Bu gerçeklik, henüz en başında (ve bugün Venezuela’da tekrarlanan gibi), 1973’te Şili’de Pinochet’in, CIA örgütlenmesi bir darbeyle devrilmesinden ve katledilmesinden sonra ortaya çıkmış, halk yararına olan kurumlar kapatılmış, doğal kaynaklar emperyalist sömürüye açılmış ve üretim kurumları özelleştirilerek devlete yalnızca kendi harçlığını çıkarması için bakır madenleri bırakılmıştı. İşte neoliberalizm sahaya böyle çıkmıştı.

Ancak neoliberal kapitalist evre, tüm baskı aygıtlarına, ideolojik üstünlüğüne ve iki yüzlülüğüne rağmen, açgözlü burjuvazinin beklediği sermaye birikimi ve büyümeyi başaramadı. Şimdi, bu nedenle bir kapitalist yenilenme girişimiyle karşı karşıyayız. Kimilerine göre Gramsci’ye atıfla “canavarlar çağı” olarak adlandırılan, eskinin henüz tam olarak ölmediği, yeninin ise doğma sancısı çektiği bir ara dönemin içindeyiz. Bize göre ise, çok zengin insanlardan oluşan kapitalist azınlığın baskın olarak zorbalıkla, savaşla, soykırımla ve yasasızlıkla biçimlendirdiği bir barbarlık çağının, küresel plütokrasinin, neo-faşist bir kapitalist aşamanın başındayız.

Kapitalizmin, Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra sosyalizme karşı ilan ettiği zaferin, neoliberal ekonomi, kültür ve toplum anlayışının bayrağı olan “elveda proletarya” sloganı bugün yerini “elveda demokrasi”ye bıraktı. Neoliberalizm, neo-faşizme evrilirken, sosyalist ideolojiye, anti-kapitalist düşünceye ve devrimci eyleme karşı saldırılarında her zaman bir mızrak başı olarak kullandığı liberal demokrasiyle birlikte kendi tarihsel merhalelerini ve külliyatını da büyük ölçüde tahrip ediyor.

Neo-faşizmi benimseyen dünya kapitalizminin liderleri, Trump, Netanyahu ve Erdoğan örneklerinde en açık ucunu gördüğümüz gibi, artık anayasaları, uluslararası hukuku, parlamenter demokrasileri ve insanların burjuva anlamda eşitliği anlayışını dahi yok sayan, seçimleri yapan ama sonuçlarını tanımayan keyfi bir siyaset alanı şekillendiriyorlar. Üstelik bu yönelim, eski ve köklü sayılan Avrupa burjuva demokrasilerinden, onlara benzemeye çalışan yeni liberal demokrasi girişimlerine kadar egemen hale geliyor. Toplum, artık liderleri onaylayan veya itiraz ettiği için cezalandırılması gereken, büyük çılgınlık savaşlarının destekçisi veya kurbanı olarak görevlendirilen insan yığınlarına dönüştürülmeye çalışılıyor.

Kapitalizmin, birkaç yüzyıl önceki “ilk birikim”inin özünde yatan el koyma, talan, köleleştirme ve mülksüzleştirme yöntemleriyle kendini bir kez daha hayatta tutmaya çalıştığı ve emperyalist hegemonya savaşlarının dünyayı esir aldığı bu evre, yeni bir barbarlık çağıdır.

Gelgelelim, bu çağın çözümlemesi yapılırken, neo-faşizmin klasik faşizmden veya liberalizmden ne kadar ayrı ne kadar benzer olduğu tartışması bir yerden sonra anlamını yitiriyor. Liberalizmin bugün uygulanan neo-faşist yöntemlere hiç başvurmadığı söylenemez. Öte yandan, neo-faşizmin klasik faşizmi aratmayan birçok “düşmanlık” türünü hayata geçirdiği de açıktır. Meselenin özü, tüm bu evrelerin sermaye sınıfını kayıtsız şartsız savunan iktidarlar üreterek kapitalizmi sürekli biçimde hayatta tutmaya çalışmasıdır. Anlatılan kapitalizmin hikayesi, hakkı çalınan ise işçi sınıfı ve ezilen halklardır.

Özgürlük ve demokrasi hayallerini on yıllardır sömüren Batı’nın, dünyayı soykırıma sürükleyen ABD’nin ve din sömürüsünü hırsızlığın kaynağı hâline getiren Türkiye egemen sınıflarının faşizmi tercih ettiği bir çağda, emekçilerin örgütlenme, direniş ve isyan dışında bir seçeneği var mı?

Buna itiraz geleceğini sanmıyoruz. Asıl dikkat çekilmesi gereken nokta ise şudur: Türkiye’de solun, bu yeni barbarlık çağında, kapitalizmin hegemonya savaşlarına ve emperyalist haydutluğa karşı mücadeleyi, emekçilerin yoksulluğa karşı mücadelesiyle birleştirecek bir strateji inşa etmesi ve geniş kitleleri bu motiflerle harekete geçirerek yeni bir sol dalga yaratması mümkündür.

Tarihin akışını etkileyecek kuvvetli bir ilerici ve devrimci potansiyel hâlâ varlığını sürdürmektedir. Dünyanın sürüklendiği ilkelliğe karşı geleceği temsil eden işçiler (Migros’ta olduğu gibi), direnen halklar (Filistin’de, İran’da, Kürdistan’da olduğu gibi), geleceğini teslim etmeyen gençler, yaşam hakkını savunan kadınlar, LGBTİ+’lar ve doğayı koruyanlar vardır. Güney Amerika’da direnen halklar, New York’ta Trump’a diz çökmeyen gençler ve Avrupa’da faşizme karşı savaşan anti-faşist örgütlenmeler güçlüdür. Türkiye’de tüm tutuklamalara, işkencelere ve işsizlik tehditlerine rağmen iradesini teslim etmeyen yüzde 50 ayaktadır. Güçten düşmüş olmamız kimseyi karamsarlığa sürüklemesin, inadımız inat, kararlılığımız tamdır. Kimse bunu küçümsemesin: Yeni bir devrimci hareket, bu direniş iradesinden doğacaktır.

Bu devrimci birikimin kendiliğinden yükselmesini ise beklemiyoruz. Eşitliği, özgürlüğü, insan haklarını ve sosyalist demokrasiyi amaç edinerek topluma ulaştırmaya çalışan birleşik bir devrimci programı inşa ediyoruz.

Burjuvazi, bizi Epstein suretinde yarattığı istismar adacıklarını yok etmeye çalışmakla suçluyor. Evet, hepsini yok edeceğiz ve bu yeni barbarlık çağını yeneceğiz!

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara