Koç gibi sömürünün 100. yılı, “makul kapitalistlerin” talan hikâyesi

08.06.2026

Koç Holding sömürü ve gaspla doldurduğu 100 yıllık tarihini kutluyor. Yazılı ve görsel basında bitmeyen övgüler; başarı hikâyelerini, vizyoner duruşlarını ve çalışma azimlerini kutluyor. Parayı verenin düdüğü çaldırdığı günümüz dünyasında Koç, kendi halkla ilişkiler çalışması için kesenin ağzını epey açmış gibi. Harcadıkları para, Tüpraş’ın sadece 2025 yılında gerçekleşen kâr oranını %1082 arttırdığı düşünüldüğünde, devede kulak kalıyordur elbette. Sadece Tüpraş örneğinde bile, bu kâr oranı işçi sömürüsünün ve aynı zamanda yüksek kârlılıkla yükselen enflasyonun kaynağını apaçık ortaya koymaktadır.

Bu yazılı ve görsel basında Türkiye’nin en büyük işletmelerinden biri olan Tüpraş’ın tarihini pek görmedik. Türkiye’de bir tekel olan Tüpraş’a özelleştirmede talip olmak vizyon değil, politik güç gerektirir. Koç Holding tarihi de bu gibi gasplarla ve devlet tarafından sağlanmış ayrıcalıklarla, vergi muafiyetleriyle ve el koymalarla doludur. Her sermaye grubu gibi Koçlar da imparatorluklarını sömürü ve gasp üzerinde yükselttiler. Bugün de kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Türkiye’nin her karış toprağını zehirlemeye ant içmişçesine gerçekleştirdikleri madencilik faaliyetlerinden de anlaşılacağı gibi, icraatlarında amaçladıkları şey kamu yararı değil, doyamadıkları kâr oranlarıdır. Bundandır ki yine devletten aldıkları maden ruhsatlarını, ölümüne çalıştırıp bazen ücretlerini dahi ödemedikleri işçilerden elde ettikleri ucuz emek gücüyle birleştirip hazinelerini şişiriyorlar. Koç Holding ile Cengiz Holding arasında hiçbir fark görmüyoruz, ikisi de diğer emsalleri gibi bu ülkenin insanlarını ve doğal varlıklarını sömürerek büyüyen parazitlerdir.

Ancak Özgür Özel’in, Koç Holding’in 100. yılı davetindeki samimi görüntüleri, seçilmiş CHP yönetiminin bu iki sermaye grubunu birbirinden ayırdığını göstermektedir. Cengiz Holding için kullanılan birçok sıfatın, söz konusu Koçlar olduğunda bir anda ortadan kaybolması, kapitalistlerin yıllardır bıkmadan usanmadan tekrarladıkları “makul kapitalizm” anlayışından kaynaklanmaktadır. Ancak dünyanın içinden geçtiği savaşlar ve ekolojik yıkım tam da kapitalizmin özündeki çelişkiden, doğası büyümek olan bir üretim tarzının yıkıcılığından doğmaktadır. Koç da Cengiz de bu üretim tarzının yıkıcılığından avantaj sağlayan örgütlerdir.

Özgür Özel Cengiz Holding ile Koç Holding’i birbirinden ayırarak hem Tüpraş gibi Koç’un gasp ettiği kamu varlıklarının el değiştirmesini hem de Koç’un işçi sömürüsünü ve madencilik faaliyetlerini meşrulaştırmaktan başka bir şey yapmıyor. Kaldı ki hışmına uğradığı Erdoğan iktidarı, gücünü tam da Koç Holding’in çıkar sağladığı sömürü düzeninden alıyor. Koç Holding de bu sömürü düzeninin devamı için Erdoğan’ın elinde toplanmış zor gücüne ihtiyaç duyuyor. Özel, Koç Holding’e rekor kârlar sağlamış iktidarın faşist saldırısına maruz kalırken, sömürü şiddetinin dayanılmaz düzeyde arttığı Türkiye’nin en çok kazananı Koç’un, faşist politikaları sebebiyle iktidarı karşısına alması pek olası görünmüyor. Ancak CHP’nin bu çelişkili konumu, içinden geçtiğimiz sert politik ortamda onun direnme gücünü daha da zayıflatıyor. Sosyal demokratlardan devrimci olmalarını beklemiyoruz, ancak düzen içi siyaset sınırları içinde bile bu hamlelerin sonuç vermeyeceği aşikârdır. 

Seçilmiş CHP yönetiminin çelişkili pozisyonu kapitalizme dair eleştirilerinin olmamasından kaynaklıdır. Onu düzeltebileceklerine, adil ve etik bir konuma çekebileceklerine dair inançlarının içinin boş olması, politik gücün de sınırını belirliyor. Günümüzde AB ülkelerinde de bu pozisyona benzer liberal ve sosyal demokrat partilerin toplumsal güçlerinde yaşanan muazzam düşüş, CHP’nin konumunu daha anlaşılır kılıyor. Sovyetler Birliği’nin varlığında burjuvazi için anlamı olan bu politik duruş, kullanışlılıklarını yitirdikçe güçten de düşmeye mecburlar.

Devrimcileri sosyal demokratlardan ayıran en temel ayrım noktalarının başında, bizlerin kapitalizmi etik ve ahlaki olarak yargılamaktan ziyade onun insanlığın üretici gücüne ve potansiyel varsıllığına getirdiği sınırı görmemiz gelmektedir. Kapitalist üretim tarzını, sadece sömürü düzeni olduğu ve sınıf eşitsizliklerine dayandığı için değil, aynı zamanda sürdürülemez olduğu ve bu sürdürülemezlik onun doğasından kaynaklandığı için mahkûm ediyoruz. Devrimciler için düzeltilebilecek bir kapitalizm yoktur, yıkılması gereken bir sistem vardır. Bu açıdan Koç Holding ve Cengiz Holding’i ayıran bir şey yoktur, onlar düşman kampın farklı nitelikleri ve yapıları olan iki aktörüdür.

Seçilmiş CHP yönetiminin bu yalpalamaları aynı zamanda CHP’den bağımsız bir anti-faşist bloğun yaratılmasının ne kadar acil bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Amiral gemisi CHP olan bir anti-faşist blok, ilk olarak Koç Holding gibi sermaye gruplarının bu faşistleşme sürecinden elde ettikleri çıkarları göremez ve onların düşman tarafta olduğunu kavrayamaz. İkincisi, CHP odaklı bir cepheleşme, CHP’nin çelişkili yapısı gereği mücadeleden çekilmesi durumunda kendini var edecek bir odak olmadan dağılma riskini barındırır.

Devrimci siyasetin CHP’den bağımsız yaratacağı bir anti-faşist cephe, aynı zamanda Koç Holding gibi kendine muhalif diyen kimi cenahlarda makbul kabul edilen sermaye gruplarının insana ve doğaya yönelik saldırıları için de bir savunma hattı yaratacaktır.

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara