15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 56. yılında Türkiye’de bir yandan kapitalist sömürü ve işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik saldırı, diğer yandan sermaye sınıfının saldırılarına ve iktidarın faşist bir rejimi inşa etme çabasına karşı emekçilerin mücadelesi devam ediyor. Kapitalist iktidarların, en temel demokratik haklara dahi tahammülünün kalmadığı ve savaş politikalarının da etkisiyle toplum üzerindeki baskıyı büyüttüğü koşullarda emekçiler, en temel hakları olan örgütlenme, seçme ve seçilme gibi haklarını korumak için dahi mücadele etmek zorunda.
İşçi sınıfının Türkiye tarihinde belirleyici bir konumu kalıcı biçimde kazandığı 15-16 Haziran’ı anarken, günümüzde sınıfın değişen yapısını anlamaya çalışıyor ve yeni mücadele biçimlerini arıyor, emperyalist savaşlar başta olmak üzere emekçilerin yaşam hakkı başta olmak üzere insanca varoluşlarını tehdit eden barbarlığın yeni biçimine karşı mücadeleyi büyütüyoruz.
NATO’nun Maliyeti Emekçilerin Sırtında
Günümüzde ABD emperyalizmi başta olmak üzere emperyalist tahakkümü dünya çapında genişletmeye ve güçlendirmeye çalışan kapitalist-emperyalist sistemin en önemli aracı, savaş örgütü NATO’dur. NATO, emekçi halkları emperyalist barbarlığa diz çöktürmek için geliştirilen bir savaş örgütü olarak girdiği coğrafyalara ölüm getirirken, aynı zamanda NATO üyesi ülkelerin emekçilerini de her geçen gün büyüyen silahlanma maliyetleriyle daha da yoksullaştırıyor.
Günümüzde yükselen savaşlar ve yoğunlaşan savaş politikaları, sermaye sınıfına servet aktarmanın mekanizmalarını da belirliyor. Sermaye sınıfına teknoloji alanından doğrudan savaş sanayisine kadar pek çok alanda kamu kaynaklarından teşvik ve destekler sağlanıyor. Bu kamu destekleri emekçilerin vergilerinin sermaye sınıfına aktarılması anlamına gelirken ABD Başkanı Trump’ın direktifiyle NATO üyesi ülkelerden gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde beşinin NATO’ya aktarılması isteniyor. Türkiye’nin de bu taahhüdü yerine getireceğini söyleyen NATO üyesi ülkelerden biri olduğu düşünüldüğünde, Türkiyeli emekçilerin yoksullaşmasının yoğunlaşan savaş politikalarıyla doğrudan bağı olduğu görülebilir. 15-16 Haziran’ın yıldönümünde savaş karşıtı bir mücadele, bu yüzden işçi sınıfının doğrudan bir gündemi olmalıdır.
İşçi Sınıfı Örgütlenme Hakkını Korumak için Mücadeleyi Sürdürüyor
En son örneğini Doruk Madencilik işçileriyle gördüğümüz gibi işçiler, hakları için mücadele etmeye devam ediyor. 15-16 Haziran’da sendikal haklara yönelik saldırıyı kabul etmeyen işçi sınıfının bugünkü temsilcileri, sendikal örgütlenme hakları başta olmak üzere patronların her türlü hak gaspına karşı ancak örgütlü bir duruşla kazanabileceğini biliyor. 15-16 Haziran’da sokakları dolduran işçilerin mirası, bu açıdan önem taşıyor.
Patronların ve kapitalist devletin korkusu, kaderini eline almış ve mücadele etmeyi bilen, örgütlü bir işçi sınıfının varlığıdır. Bu yüzden, 15-16 Haziran’da işçilerin sendika seçme ve sendikal örgütlenme hakları için hayatı felç ettiği direniş, sıkıyönetimi ve kısa süre sonra 12 Mart Muhtırası’nı beraberinde getirmişti. Polonez’de, Temel Conta’da ve daha birçok işyerinde patronların korkusu hâlâ güçlü bir sendikal örgütlenmenin, işçileri dilediğince sömürme özgürlüklerini kısıtlayacak olmasıdır.
Yoksullaşmaya ve Savaş Politikalarına Karşı İşçi Sınıfı Mücadelesi Büyütülmeli
Örgütlü mücadele, mücadele içinde birlikte hareket etmeyi öğrenen emekçilerin varlığını gerektiriyor. İşçi sınıfının hakları için verdiği mücadele, böyle bir okul olarak işlev görüyor. Patronların, 15-16 Haziran’da da günümüzde de en basit hak taleplerine karşı dahi iktidardan aldıkları güçle karşı koymalarının sebebi, emekçilerin birlikte mücadele ederek kazanabileceğini görmesini engellemektir. Bu şekilde işçi sınıfı ve toplum üzerindeki güçlerini koruyabileceklerini biliyorlar.
Emekçilerin hakları için verdikleri ve verecekleri mücadele, yalnızca işyeriyle ve ekonomik taleplerle sınırlı kalmamalı. Emekçilerin içine sürüklendiği yoksulluk ve derin sömürü, savaş politikalarıyla ve bu politikaların gereği olarak yükseltilen milliyetçilikle el ele ilerliyor. Emek sömürüsünün üzeri milliyetçi söylemlerle örtülürken savaşların maliyeti emekçilerin omuzlarına yükleniyor. NATO’nun ve savaş politikalarının maliyeti doğrudan emekçilerin cebinden karşılanırken, işçi sınıfının mücadelesinin savaş karşıtlığını da içermesi mutlak bir gerekliliktir.
Yoksulluğa ve savaşlara, emperyalist barbarlığa karşı 15-16 Haziran’ın yolunda, işçi sınıfının mücadelesini büyüteceğiz!
KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ


