İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin merkezli 15 ilde gerçekleşen “Ailem Güvende” operasyonlarında 162 kişi gözaltına alındı; çok sayıda sivil toplum örgütü, dernek ve işyeri hakkında soruşturma başlatıldı ve dernek binaları yağmalandı. Gözaltına alınan LGBTİ+ derneklerine üye ya da aktivist 82 kişi çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Ayrıca çok sayıda kurumun internet siteleri kapatıldı; çok sayıda aktivist, avukat ve gazetecinin sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Bununla birlikte, gözaltılara sessiz kalmayıp Çağlayan Adliyesi önünde toplanan ve basın açıklaması yapmak isteyen 106 yurttaş yine aynı şekilde gözaltına alındı.
Tutuklamaların gerekçeleri ise hukuksuzluğu gözler önüne seriyor. ABD ve İsrail gibi ülkelerde faşist politikalar etrafında güçlenen liderlerin hayranlıkla izlediği Erdoğan iktidarının kendisinden olmayana nefretle saldırdığı örneklerden biri olan operasyonlarda “çocukların üstün yararı”, “genel ahlak” ve “aile kurumunun korunması” gibi akla ve mantığa uymayan, hiçbir suç unsuru bulundurmayan soyut kavramlar gerekçe olarak sunuldu. AKP-MHP iktidarıyla yandaş olmayan muhalefet partileri ve toplumsal muhalefetin tamamı farklı kollardan kıskaca alınmak ve tamamen sessizleştirilmek isteniyor.
CHP’ye dönük operasyonlarda, Erdoğan iktidarını kalıcılaştırmaya ve demokrasinin rafa kaldırılmasına dayanan bu yeni dönemin başlangıcı sayılabilir. Bu dönemde, geçmişten devralınan baskı politikalarının yanı sıra 1 Mayıs eylemleri, NATO zirvesi ve Rojava’ya dair açıklamalar bahane edilerek sosyalistlere ve devrimcilere dönük gerçekleştirilen keyfi tutuklamalara şahit oluyoruz.
Bu saldırı politikalarının bir diğer ayağı ise “Aile yılı”, ardından gelen “Aile on yılı” açıklamaları ve sürekli yeniden gündeme getirilen yargı paketleriyle kadınlara ve LGBTİ+’lara dönük baskılar gün geçtikçe artıyor.
İktidarın istediği kadınların toplumsal alanda var olmalarını engellemek, eğitim ve çalışma imkânlarını kısıtlamak, kadınları eve hapsederek onları yalnızca annelik ve bakım emeğine zorlamak, LGBTİ+’ların kimliklerini ise görünmez kılmak, varlıklarını inkâr ederek özgürlükten yoksun kılmak, böylece her iki toplumsal kesimin de geleceklerini karanlığa hapsetmektir.
Yeni faşizm koşullarında mücadeleyi büyütmek ve baskı altına alınmak istenen tüm toplumsal kesimlerin kavgalarını sahiplenmek en önemli sorumluluğumuzdur. Giderek büyüyen ve kendinden olmayan herkesin haklarını ve özgürlüklerini elinden almaya niyetlenen sömürü düzeninin temsilcisi AKP-MHP iktidarına karşı Kızıl Parti olarak faşizme karşı direnişi büyüteceğiz. Bu kavgada “asla yalnız yürümeyeceksin” şiarıyla hareket ederek mücadeleyi sokak sokak örmeye devam edeceğiz.
Tüm kimlikler için eşit ve özgür bir geleceği birlikte kuracağız!


