Almanya’da neo-Nazilerin partisi Alternative für Deutschland (Almanya için Alternatif – AfD), geçtiğimiz hafta Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 44’ünü alarak ciddi bir zafer kazandı. Bu seçim zaferi, yalnızca 2029’da yapılacak genel seçimler için AfD’nin Almanya genelinde iktidar iddiasını güçlendirmekle kalmayıp, Avrupa çapında faşist hareketlere de ivme kazandırabilir.
Bu ezici zafere karşın AfD, hükümeti tek başına kuracak çoğunluğa sahip değil. Azınlık hükümeti kurmayacağını açıklayan AfD, koalisyon için tekliflere açık olduğunu belirtti. Neo-Nazileri iktidardan dışlamayı amaçlayan ve partilerin AfD ile koalisyon kurmamak konusunda anlaşmasını ifade eden “güvenlik duvarının” bu seçimde geçerliliğini koruması ise oldukça zor görünüyor. Bu da düzen siyasetinin statükosunun, neo-Nazi AfD lehine kırılabileceğine işaret ediyor. Solcu bir alternatif olarak ortaya çıkan ve ülkemizde ulusal solcular tarafından heyecanla karşılanan Sarah Wagenknecht’in partisi BSW ise AfD ile koalisyon görüşmelerine açık olduğunu açıkladı bile!
Seçime Gidilirken Almanya’nın Durumu
Almanya’da artık uzun süreli sayılabilecek, Covid pandemisi döneminde ise derinleşen ve şiddetlenen bir ekonomik kriz sürüyor. Bu kriz emekçilerin refahını olumsuz etkilerken, siyasetçilerin ise bu kötüye gidişi durdurma vaatleri sonuçsuz kalıyor.
Almanya’nın nitelikli sanayi mallarını ihraç etmeye, özellikle de otomotiv sektörüne dayanan ekonomisi, Çin’in yükselişiyle birlikte rekabet gücünü gün geçtikçe kaybediyor. Otomotiv gibi dev sektörlerde daralmayı, fabrika kapanmalarını getiren bu süreç, emekçileri işsizlik ve geleceksizlikle tehdit ediyor. Volkswagen ve BSH fabrikalarının kapatılması planları, bunun örneği ve on binlerce işçi için işini kaybetme tehdidi.
Refah düzeyi giderek aşınan ve temel yaşamsal maliyetlerini karşılamak konusunda dahi güvencesizleşen emekçiler, özellikle kırsal alanlarda ve Saksonya-Anhalt gibi ortalamanın altında gelir düzeyine sahip eyaletlerde merkez dışı siyasetlere yöneliyor. Bu seçenek ise sınırlı alanlarda, adaylarına bağlı olarak Die Linke (Sol Parti) olurken, çoğu durumda AfD birinci seçenek hâline geliyor. Yani AfD’nin yükselişi, düzen siyasetinin neoliberal döneminin statükosuna karşı verilen bir tepkiyi yansıtıyor.
AfD’nin Fikirleri Zaten İktidarda
Krizi aşmak ve sermayenin yeniden yoğunlaşmasını sağlamak için savaş sanayisine yönelen Alman burjuvazisi ve onu destekleyen siyasi iktidar, ulusal güvenliğin ve ulusal gururun siyasette ve toplumsal yaşamda daha geniş yer bulmasının zeminini sağladı. Rusya’ya karşı ABD’nin sadık müttefiki olan ve Ukrayna’ya büyük miktarlarda kaynak ve para desteği sunan Almanya’da “ulusal çıkarlar” toplum için de siyasetin ana konusu hâline geldi. Ancak Hristiyan Demokratlar ile sosyal demokrat SPD’nin koalisyonunun tercihleri sonucunda Rusya’dan gelen ucuz enerji kaynağından mahrum kalan Almanya’da ekonomik kötüleşme, Rusya’ya karşı alınan tavırla da ilişkilendiriliyor. AfD, Rusya-Ukrayna savaşında ABD’nin değil, Almanların “ulusal çıkarlarını” önceleyen ve düzen siyasetçilerinin “Rus yanlısı” olarak yaftaladığı söylemiyle emekçiler arasında popülerliğini artırıyor.
Hristiyan Demokratların (CDU) büyük ortak olduğu koalisyonlarla ve Angela Merkel’in liderliğinde uzun yıllar geçiren Almanya’da, 2021’den beri önce Olaf Scholz liderliğinde sosyal demokrat SPD’nin kurduğu koalisyon toplumsal refahı yeniden yükseltme vaadini yerine getiremedi. Merkel’den sonra CDU’nun liderliğini devralan ve hâlihazırda Almanya Şansölyesi olan Friedrich Merz döneminde ise ekonomi daha da kötüye giderken, göçmen düşmanlığı ve AfD’nin faşist söylemleri, sözde AfD’nin siyasal alanını daraltmak için kullanıldı ve yeni faşist siyasetin söylemleri, iktidarda kendisine yer buldu.
Alman emperyalizmi savaş sanayisini yeniden büyütme planları yaparken; savaş siyaseti, ulusal çıkarları merkeze alan ulusalcı siyaset dili ve göçmen düşmanlığının Friedrich Merz ve CDU eliyle merkez siyasette kendisine yer bulması, AfD’nin alanını daraltmadı. Aksine, faşistler merkez siyaseti kendilerine, yani daha sağa çekti ve toplumsal etki alanını büyüttü. Seçimde elde ettikleri zafer de yeni faşizmin artık ana akımlaştığını ve düzenin kendisini tahkim etmesi için öne çıkan seçenek olduğunu gösteriyor. Yani “güvenlik duvarı”, bugüne kadar AfD’yi hükümet dışı bırakmış olsa da faşistlerin kendisini büyüttüğü zemini ortadan kaldırmadı ve siyasetin genel olarak faşistleşmesiyle AfD, kendisinden önce fikirlerini iktidara taşımış oldu.
Demokratik Almanya’nın Sömürgeleştirilmesi, Bugün AfD’yi Doğurdu
Almanya’da sosyalizm deneyimini 41 yıl yaşatan Demokratik Alman Cumhuriyeti (DAC), tüm sorunlarına rağmen emekçilere huzur ve refah içinde yaşayabilecekleri imkânları sunmuştu. Sosyalist ülkelerin çözülmesiyle birlikte savaş sonrasında Amerikan desteğiyle büyütülen kapitalist Federal Almanya ile birleşen DAC, Alman kapitalistlerinin intikam hıncıyla sömürgeleştirildi. Birleşmenin ardından, her bir tuğlası emekçilerin seferberliğiyle konulmuş sanayisinden demiryollarına kadar yağmalanan ve çökertilen Demokratik Almanya’da emekçiler büyük bir yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlikle yüzleşmek zorunda bırakıldı.
Yaygın olarak “Doğu Almanya” adıyla bilinen sosyalist Almanya eyaletlerinde bugün yaşayanların eski dönemdeki refaha ve güvenliğe duydukları özlemi anlatan ve Almanca “Ost” (Doğu) kelimesinden türetilen “Ostalgia”, özellikle iki dönemi de yaşamış emekçiler arasında yaygın bir duygu. Ancak bu duygu, sosyalizme yönelik ideolojik bir inanca dayalı değil, sosyalizmin topluma sunduğu refaha öykünme biçiminde kendisini gösteriyor. Saksonya-Anhalt, eski sosyalist eyaletlerden birisi ve bugün Almanya’nın en yoksul eyaleti. Bu eyalette yaygın olan bu kolektif duyguyu kendi çıkarına kullanan AfD, topluma aynı zamanda herkesin işinin olduğu, barınma gibi temel insan haklarının güvence altında olduğu bir dönemi vaat ederek destekçi tabanını büyütüyor. Tabii ki faşistler kaybedilen refahtan kapitalist barbarları değil, göçmenleri sorumlu tutuyor!
Sosyalizm İnsanlık, Emperyalizm Barbarlık Vaat Ediyor
Sosyalizmin sunduğu insanca yaşam koşulları, milyonları refah içinde yaşatmıştı. Milyonlarca emekçi barınma, beslenme, çalışma, sağlık, eğitim gibi birçok hakkının güvence altında olduğu bir düzende on yıllarca yaşadı. Sosyalizme ideolojik bir kararlılıkla bağlı milyonları yaratamamış olması, sosyalizmin onu yıkılışa götüren en büyük eksikliği olsa da sosyalizm, insanlık onuruna yakışır bir düzeni kurmuştu.
Emperyalist barbarlığın hüküm sürdüğü günümüzde ise kapitalistler, ekonomik krizi savaşlarla ve savaşlara emekçilerden çaldıkları daha fazla kaynağın aktarılmasıyla aşmayı hedefliyor. Sosyalizme duydukları hınçla “yoksul” dedikleri sosyalist ülkelerin mirasını hâlâ yağmalamayı sürdürürken anti-komünizmle şekillendirdikleri siyaset alanında faşist siyasetler bugün göçmenlere, azınlıklara, kadınlara, LGBTİ+’lara, yani tüm ezilenlere tehdit oluşturuyor.
AfD siyasette bir anormalliği göstermiyor. Neo-nazilerin iktidara talip bir güç olması emperyalist barbarlığın yarattığı krizlerin, savaşların ve sefaletin doğal bir sonucudur. Yeni faşizm, Avrupa’nın tamamında emekçilere ve ezilenlere yönelik bir tehdit olarak güç kazanıyor, halklar için ise büyüyen bir savaş tehdidi anlamına geliyor.
Emperyalist barbarlığa karşı insanlığı savunmanın yolu, sosyalizmi savunmaktan geçiyor. Sosyalizmi savunacağız, daha önemlisi, sosyalist bir gelecek için gerçek bir mücadeleyi büyüteceğiz.
Kahrolsun faşizm, yaşasın sosyalizm!
KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ


