Gülistan Doku Davası ve Erkin Dokunulmazlığı

03.08.2026

Geçtiğimiz hafta Gülistan Doku davası, davaya dair yeni gelişmeler sebebiyle tekrar gündem oldu. Soruşturma kapsamında eski vali Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in arkadaşı Umut Aktaş’ın itirafları, kamuoyunda geniş yankı buldu. Bu itiraflara göre Mustafa Türkay Sonel, arkadaşına cinayeti işlediğini itiraf etmiş, babasının haberi olup olmadığı sorusuna ise, “O halletti zaten”, cevabını vermişti. Eski vali Sonel’in Gülistan’ı bulmak için yürütülen arama çalışmalarında boy boy görüntü verdiği, bu görüntüleri verirken arka planda ise adeta kendine ait bir suç örgütü kurduğu anlaşılmıştı.

Dava sürecinde tutuklu sayısı yirmiye ulaştı, çoğunluğu polis olan bu kişilerin, Gülistan Doku hakkında, kaybolmadan önce ve kaybolmasının ardından hukuka aykırı sorgulamalar yaptığı öğrenildi. Eski valinin, eski polis Gökhan Ertok’a kendisi hakkında paylaşım yapan sosyal medya hesaplarını kapattırması yönünde talimat verdiği, bu paylaşımları yapan kişilerden birinin darp edildiği ve evine dinleme cihazı yerleştirildiğine ilişkin yazışmalar ortaya çıktı. Dosyada ayrıca yabancı uyruklu bir kadının, valinin talebiyle yurt dışına gönderildiği ve takip edilebilmesi amacıyla kendisine yeni bir telefon verildiğine dair bulguların da yer aldığı öğrenildi.

Gün yüzüne çıkan suç örgütlerinin, suça sürüklenen çocukların, her kadın cinayetinin ardından gerçekleşen idam çığırtkanlığının ve sayısız yargı paketiyle yama yapılan hukuki düzenlemelerin gündemden düşmediği son yıllarda herkesin dilinde aynı şey var: Artan suç oranları.  Peki burada sorunun kaynağı anlamında konuşulması gereken, cezaların yetersiz kalıyor olması mı, yoksa fiiliyattaki cezasızlık düzeni mi? Gücü yeten herkes dokunulmazlık kalkanını giyerken, siyasi suçlar söz konusu olduğunda göz açtırmayan, 70 yaşında emeklileri bile evinden cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla alan devlet, kendi içinde yaşananlara göz yummaya devam ediyor. Cezalar ne kadar ağırlaştırılırsa ağırlaştırılsın, bu düzeni ayakta tutanlara dokunulmadığı sürece bunun topluma bir fayda sağlamayacağı açıktır. Bu çarkı döndüren kimseye dokunulmadan daha adil bir dünyaya uyanmak mümkün olmayacaktır. Üstelik Gülistan, bu yaşananların tek örneği de değil.

AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde ölen Nadira Kadirova için adalet sağlanabildi mi? Hakkında şikâyet olan onlarca köy korucusundan bugüne kadar kaçı ceza aldı? İpek Er’e tecavüz edip onu intihara sürükleyen Uzman Çavuş Musa Orhan gözlerimizin önünde kaçma şüphesi yok denip salıverilmedi mi? Musa Orhan serbest bırakıldığı gibi, kendisinin suçlu olduğunu söyleyen sosyal medya paylaşımları için açılan tazminat davası da lehine sonuçlandı. Musa Orhan’ın arkadaşlarıyla olan mesajlaşmalarından, başına bir şey gelmeyeceğinden emin olduğunu, bunu daha önce de yaptığını söylediğini biliyoruz. Asıl mesele tam olarak bu: İktidar sahibi erkeklerin, kadına yönelik suçları işlerlerken güvende olduklarının ve cezasız kalacaklarının bilgisi. Kendilerine bir şey olmayacağını bildikleri için, “devlet benim” diyebildikleri için dokunulmaz olduklarının farkındalar.

Muktedirin aynı şeyleri yapmaya devam ettiği ve edeceği bir sistem, artırılan cezalarla onarılamaz. Bu insanlar güçlerini cezaların azlığında bulmuyorlar, bilakis cezalandırılma sırasının hiç onlara gelmeyeceği gerçeğinde buluyorlar bu gücü. Herhangi bir erkeğin korucu, asker, polis, vali olmasının kendini bu sistemin üzerinde görmesine yettiği bir düzen, birkaç yasal değişiklikle, bir bakanın değişmesiyle, bakanların imajlarını düzeltmek için açıp kendi propagandalarına çevirdikleri davalarla dönüştürülemez. Akın Gürlek’in kendi propagandasına dönüştürdüğü bir sorgulama, bu dönüşümü de adaleti de sağlayamaz. Bir yerlerde, bir tarihte devletin elini sıkmış herhangi bir erkek, ben devletim diyerek kendisini yargıdan azade görüyorsa, bu hukuk sistemi sadece bizleri cezalandırmaya yarıyorsa, gücü yeten gücü yettiğine şiddet ve tahakkümü hayatın normali hâline getirdiyse, burada konuşmamız gereken tek tek davalar değil, düzenin kendisidir.

Altı senedir sokaklarda, meydanlarda Gülistan’ın nerede olduğunu soruyoruz ancak altı senedir bizi duyup, bu sorunun cevabını bilip hiçbir yanıt vermeyen belki de onlarca kişiden oluşan organize bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu davadaki ilerlemelerle yeni öğreniyoruz. Gülistan Doku davası, belki de bize çeteleşmenin sadece haberlerde konuşulduğu hâliyle sınırlı olmadığını gösteren en güncel örneklerden biri. Her gün çetelere bulaşan çocukların konuşulduğu Türkiye gündeminde, kendi dokunulmaz ağlarını kuran bu erk sahipleri konuşulmuyor. Cezaların artırılması konuşuluyor, yargı paketleri çıkarılıyor, ancak yargı sisteminin kendisine dokunamayacağını bilen erkekler konuşulmuyor. Devletin, en tepeden en aşağıya kadar bütün “adamlarını” dokunulmazlıkla kutsadığı konuşulmuyor. Oysa konuşulması gereken tam da bu: Münferit olmayan bu kadına şiddet vakalarını mümkün kılan sistem!

Bu sebeple aradan altı sene geçtikten sonra Gülistan Doku davasını çözmenin adalet anlamına gelmediğini biliyoruz. Adalet yalnızca faili yargılamakla değil, bu cezasızlık düzenini kuran, sürdüren ve buna göz yuman herkesi hesap vermeye zorlamakla sağlanır.

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara