NATO Üsleri Halkları Ateşe Atıyor

16.03.2026

İran’dan İncirlik’e doğru ateşlendiği iddia edilen, NATO’nun savunma sistemleri tarafından düşürülen füzeler, NATO müttefiklerinden birinin saldırıya uğraması hâlinde topyekûn savaşı tetikleyecek “Beşinci Madde” tartışmaları, NATO’nun Türkiye’yi savunup savunmadığı… Bu tartışmalar, aslında bir NATO üyesi olan Türkiye’nin yanı başında büyüyen savaşa dahil olmasının ne kadar kolay olduğunu gösteriyor. Savaşa dahil olmak ise elbette sermaye sınıfının iktidardaki sözcülerinin propaganda ettiği gibi övünülecek bir “erkeklik gösterisi” değil, emekçi halklara ölüm, ölmeyenler için sefalet ve sonuç olarak insanın insana daha fazla düşmanlaştığı bir barbarlık döneminin ardına kadar açılması anlamına geliyor.

Türkiye’nin NATO’ya dahil olma serüveni, yine kendi egemenliğiyle ilgisi olmayan, ABD emperyalizminin Kore’de bir halk iktidarını engellemek için yürüttüğü savaşın parçası olmasıyla başladı. Türkiye’nin bu savaşa katılması, 1952’de NATO üyeliğiyle ödüllendirildi. Bugün ise biri doğrudan kapitalist-emperyalist sisteme entegre, diğeri ise uluslararası ambargo altında zorluklarla boğuşan iki parçaya ayrılmış bir Kore; halkçı ve devrimci mücadelelerin NATO eliyle eğitilmiş ordu tarafından kontrgerilla ve darbelerle bastırıldığı bir Türkiye var elimizde.

Şöyle bir soru sorulabilir, “İyi ama NATO Türkiye’nin güvenliğini sağlamıyor mu?”, ya da İran’dan geldiği iddia edilen füzeyi NATO sistemlerinin engellemesi, onun koruyuculuğuna delil olarak gösterilebilir. Ancak sebep-sonuç ilişkisini esas olarak şöyle kurmak gerekir: NATO olmasaydı Türkiye neden hedef alınacaktı? Kaldı ki İran’ın iddiasına göre bu saldırılar Türkiye’yi savaşın parçası yapmak için İsrail tarafından İran drone’ları taklit edilerek yapıldı.

NATO hiçbir zaman mazlum ve savunmasız halkları, onların ülkelerini korumak amacıyla varlığını genişletmedi. En başta, 20. yüzyılda dünyayı saran sosyalizm tehdidine karşı patron sınıfının bir savunma aygıtı olarak iş gördü. Patronları savunmak demek, tabii ki hem içeride hem dışarıda emekçilere saldırı anlamına geliyordu. Kore’de olan da buydu, Yugoslavya’da halkların başına yağdırılan bombalar da Libya’da “özgürlük” için yürütülen saldırı da ve bugün İran’a karşı yapılan da… Emperyalist sistemin çıkarlarını savunmak için ne gerekiyorsa NATO onu yapacaktır.

Ülkemizde İncirlik Üssü, Sovyetlere karşı bir sınır karakolu olarak açılmıştı. Daha sonra Kürecik, Rusya ve İran başta olmak üzere ABD empeyalizminin düşman bellediklerine karşı faaliyet gösterdi. Hâlbuki NATO, sosyalizm tehdidine karşı bir sözde savunma örgütü olarak kurulmuştu. Sovyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması ve sosyalist devletlerin çözülmesiyle birlikte misyonunu da tamamlamış olması gerekirdi. Ancak Sovyetlerin dağılmasının ardından NATO, bu sefer sosyalist devletlerden boşalan alanları yağmalamak, egemenliğini tüm dünyaya yaymak için saldırıya geçti. Doğu Avrupa’ya, Baltık ülkelerine kadar genişledi. NATO’nun bu yayılmacılığı sonucunda dünya çapında silahlanma yarışı artıyor, halkları kıran savaşlar giderek daha fazla büyüyor. Bölgemizi saran bir savaşı ise günümüzde yaşıyoruz.

İran’ın Ortadoğu çapında vurduğu ABD ve NATO birliklerinin bulunduğu üsler, kuruldukları ülkeleri korumuyor. İran’a yönelik saldırıda ve ondan önce tüm Kuzey Afrika’yı ve Ortadoğu’yu saran savaşlarda halkların üzerine emperyalizmin çıkarları doğrultusunda bombalar yağdırıldı. İran, misilleme olarak bu üsleri bombaladı. ABD, üslerin bulunduğu ülkeleri koruyamadı. Bu savaşın kısa sürede bölgeye yayılması, bölgedeki üslerin, ABD’nin Türkiye ile birlikte bölgedeki en önemli müttefiki olan İsrail’in çıkarını korumak için var olduğunu kanıtladı. Ülkelerin emperyalizmin ve onun bölgesel aktörlerinin çıkarları doğrultusunda dizayn edilmesi, bölge halklarının güvenliğini bütünüyle tehdit ediyor.

Evet, NATO Türkiye’yi savunmuyor! NATO, Türkiye’yi savunmadığı gibi gerekirse emekçi halk çocuklarını ölüme gönderecek, onların geride bıraktıklarını ise daha da büyük bir sefalete sürükleyecek bir savaşa sokmaya, onu ABD-İsrail’in başlattığı savaşa yedeklemeye çalışıyor. Erdoğan iktidarı, İran’a karşı saldırıya ihtiyatlı yaklaşsa da bunu yalnızca kendi iktidarını düşünerek yapıyor, İsrail’e sözde ateş püskürürken dostu Trump’a ve ABD’ye tek kelime edemiyor. Onu susturacak pay, ortağı ABD tarafından verildiğinde ise ülkemizi savaşa sokmak konusunda tereddüt etmeyeceğini biliyoruz.

NATO Türkiye’yi savunmuyor, insanlığın en aşağılık hâlini açığa çıkaran savaşın ve barbarlığın bir parçası olmaya zorluyor. Emekçi halklar aşağılaşmaya karşı uluslararası bir direnişi yükseltmek zorunda. Bu aşağılığın sermaye sınıfının, kapitalistlerin egemenliğini korumak için bize dayatıldığını görmek zorunda.

Baskı ve sömürüyü her geçen gün artıran kapitalizm ve Erdoğan iktidarı, emekçilere çürümeyi ve aşağılaşmayı dayatıyor. Bu dayatmaya karşı eşitliği ve kardeşliği, insanlığı ve onuru savunacağız.

Yaşasın emekçi halkların eşitliği!

Yaşasın emekçi halkların onurlu geleceği!

Kahrolsun NATO, kahrolsun emperyalizm!

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara