Ultra Zengin Haydutlar, Onursuz Siyonistler, Epstein Pedofilleri İran’a Savaş Açtı!

02.03.2026

Örgütlü solu ve yurtsever burjuva reformist hareketleri, İngiliz ve ABD emperyalizmi eliyle erken bir dönemde yenilgiye uğratılmış bir ülkedir İran…

ABD ve Avrupa egemenleri, “medeniyet götürüyoruz” safsatasıyla ilk defa saldırmıyor İran’a. Bugün solsuz bırakılan, şeriatçı baskılara mahkûm edilen, emperyalist barbarlık ile molla rejimi arasında sıkıştırılan İran; geçmişte petrol avcılığı için ülkenin iç dinamiklerine müdahale eden emperyalizmin eseridir. İran Komünist Partisi öncülüğündeki işçi sınıfı hareketinin ve sonrasında burjuva yurtsever Muhammed Musaddık hükümetinin bile askeri işgaller ve darbeler yoluyla yenilgiye uğratılması, bugünkü İran’ın temellerini atmıştır.

ABD ve İsrail’in artık yok edilmesi gereken düşman olarak işaret edip savaş açtığı molla rejimi de bu tarihsel koşullarda, yani işçi sınıfı hareketinin emperyalist saldırılar sonucunda komünist önderliğini yitirdiği, kendisini hiçbir zaman Marksist olarak tanımlamayan TUDEH gibi sol örgütlerin ise iktidar perspektifini kaybettiği bir politik dönemde kurulmuştur. Mollaların “İslam Devrimi” adını verdiği süreçte dokunulmayan tek yapı ise kapitalist devletin işleyiş mantığı olmuştur.

ABD’nin ultra zengin haydutları, İsrail’in onursuz Siyonistleri, Avrupa’nın işbirlikçi iktidarları ve dünyayı yöneten Epstein pedofilleri şimdi kendi üstünlüklerini ve arsızlıklarını tüm evrene kabul ettirmek için, işte bu kapitalist devleti yeniden teslim alma savaşı açtılar.

İran’a yönelik saldırının, bombalanan okulların, kuralsızlığın, erdemsizliğin, yasasızlığın ve bir ülkenin Gazzeleştirilmeye çalışılmasının amaçları açıktır: Dünya kapitalist sınıfı, toplumları sürüklediği yeni barbarlık çağında, Trump yönetimindeki ABD’yi ve İsrail’i bir koçbaşı olarak kullanmaktadır. Suriye ve Venezuela’da olduğu gibi İran’ı da teslim alarak Çin ve Rusya’yı kuşatmak, İsrail’in bölgenin emperyalist gücü olarak üstünlüğünü diğer ülkelere kabul ettirmek, enerji ve maden kaynakları ile ticaret yollarını denetim altına almak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından henüz yenileyemedikleri kapitalist devletler hiyerarşisini ABD lehine sonuçlandırmak temel hedefleridir.

Sınıf mücadelesi perspektifinden bakıldığında ise mesele daha yalın biçimde özetlenebilir: Neoliberal ekonomi politikalarından istediği zenginleşmeyi tam olarak elde edemeyen açgözlü kapitalistler, daha fazla sömürü üretmek, emekçilerin yoksulluğunu büyüterek kâr oranlarını artırmak ve gelişebilecek karşı siyaseti engellemek için faşizme yönelmektedir. İran’ın çökmüş bir devlet statüsüne sürüklenmesi, egemen kapitalist sınıfın nihai hedeflerine ulaşması anlamına gelmese de, bu doğrultuda önemli bir eşiğin aşılması anlamına gelecektir.

Son birkaç yıldır daha görünür hâle gelen bölgesel hegemonya savaşları döneminin içindeyiz. Bu dönemde “düzen”, “demokrasi” ve “özgürlük” yalanlarıyla dünyayı karmaşaya sürükleyen emperyalist barbarlardan daha büyük bir tehlike yoktur. Emperyalist saldırılar, tıpkı dün olduğu gibi bugün de, tıpkı Irak’ta, Afganistan’da ve Suriye’de olduğu gibi İran’da da barış içinde demokratik bir yaşam değil, daha fazla gerici tahakküm, yoksulluk, siyasal istikrarsızlık ve elbette daha fazla ölüm getirecektir.

Dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun; neo-faşizmi, otoriterliği, acımasız ve kuralsız saldırıları, haksız savaşları üreten devletler işçi sınıfı hareketinin öncelikli düşmanı olarak görülmek zorundadır. İran’a yapılan saldırının hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Emperyalist hegemonyayı; silah yoluyla, “nükleer silah” yalanıyla ve üstelik diplomatik görüşmelerin ortasında zorla kabul ettirmek dışında bir gayesi de yoktur. Bu çerçevede, İran halkının da İran devletinin de emperyalist saldırganlığa karşı direnişi kuşkusuz haklı ve meşrudur.

Kimse, Trump’ın yayvan ağzından pişkin ve alaycı bir gevezelikle dökülen sözleri bir fırsat sanmasın. Emperyalist saldırılar, İran halkının gerici molla rejiminden kurtulmasını, özgürlüğü ve medeniyeti beraberinde getirmeyecektir. İran halkı ve yoksul emekçiler, ABD ve İsrail’in öncülük edip yolunu açtığı bir isyanın parçası olmayacaktır. Aksine, bu saldırılar rejimin elinde bir bahaneye dönüşecek; alternatif ve örgütlü bir muhalefet odağının olmadığı bu ülkede toplumu daha fazla mezhepçi ve daha fazla milliyetçi bir baskı altında tutan siyasal iklimi güçlendirecektir. Böyle bir ortamda halk edilgenleşecek, İslamcı rejim ise emperyalizme teslim olarak varlığını devam ettirse de veya bu saldırıyı püskürterek yoluna devam etse de yeni suretlerle üstünlüğünü tahkim edecektir. 

Şunun altını bir kez daha çizelim: ABD ve İsrail’in asıl amacı, molla rejiminin yıkılması ve halkın eşitlikçi, özgürlükçü, laik bir temelde yeni bir düzen kurması değildir. Asıl hedef, mollaların ABD ve İsrail hegemonyasını kabul ederek teslim olmasıdır. İran’daki iktidarın gerici niteliği ya da diğer halkların taleplerini hiçe sayan karakteri emperyalizm açısından belirleyici değildir; nitekim Suriye’de cihatçı ve katliamcı HTŞ iktidarına verilen destek bu gerçeği açıkça göstermektedir.

Tıpkı ABD ve İsrail gibi, İran halkının özgürlük taleplerini zerrece önemsemeyen bir diğer bölgesel aktör de Türkiye’deki AKP iktidarıdır. Çocuk istismarı dahi ayyuka çıkan Trump’la her koşulda dostluğunu ve telefon görüşmelerini sürdüren; hatta yakın geçmişte sergilediği faşist iktidar pratikleriyle Trump’a ilham veren Erdoğan ve AKP, Türkiye’deki NATO üsleri ve ABD askeri teknolojisi aracılığıyla bu saldırıya fiilen ortak olmakta ve Türkiye’yi İran’ın saldırı hedefi haline getirmektedir. AKP ve Erdoğan’ın “barış” çağrıları kimseyi yanıltmasın.

Türkiye, İran’da saldırı kapasitesi olan bir vekil güce sahip değildir; ayrıca Kürtlerin, İran rejiminin çökmesi ve ülkenin olası parçalanması sonucunda siyasi avantaj elde etme olasılığını ve İsrail’in bu saldırıyla bölgedeki üstünlüğünü pekiştirme ihtimalini dikkate alarak tavır geliştirmektedir. İran’da okullarda öldürülen çocuklar ya da barış ne AKP iktidarının ne de mezhepçi siyasal İslamcıların umurundadır. AKP’nin temsil ettiği Türkiye, yeni barbarlık çağında emperyalizmin savaş politikalarına en fazla bağımlı unsurlardan biri hâline getirilmiştir.

Molla rejimi elbette yıkılmalı ve İran’ın halkları, kadınları, gençleri ve emekçileri özgürleşmelidir. Ancak bu özgürleşmenin anahtarı emperyalist-Siyonist saldırılar değil, İran halkının haklı isyanını örgütlü bir güce dönüştürmesi ve iktidarı hedef alarak büyütmesidir. Bu nedenle bugün emperyalist saldırılara ikirciksiz biçimde karşı çıkmak, ne İran halklarının taleplerini görmezden gelmek ne de molla rejimini desteklemek anlamına gelir. Sosyalist hareket, emperyalizmin dünyayı barbarca savaşlarla kontrol altına alma hamlelerine karşı çıktığı gibi, İran halkının kendi iradesi ve örgütlü gücüyle molla rejimini yıkma mücadelesinin de tereddütsüz yanında olacaktır.

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara