Meclis Komisyonu: Çözümle Değil, Oyalamayla Geçen Altı Ay…

23.02.2026

Gerçekten ortada bir “dağ” var mıydı?

Yaklaşık altı aylık faaliyet sürecinin ardından, resmi adıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olan Meclis Komisyonu; tüm hikâyeyi özetlediğini ve çözüme işaret ettiğini düşünmemiz istenen 110 sayfalık bir PDF dosyası yayınladı. Kürt halkının beklentisini karşılayacak biçimde Kürt sorununa değil de devletin tercih ettiği tanımlamayla “terör sorunu”na odaklanan TBMM raporuna ilişkin eleştirel ama iyi niyetli yorumların çoğu ise, durumu “Dağ fare doğurdu” sözleriyle özetledi.

Oysa heybeti ve kudretiyle “dağ” metaforunu hak edecek bir komisyon, bir faaliyet veya güçlü bir politik yaklaşım en başından itibaren söz konusu olmadı. Gerçekte olan, bölgesel hegemonya mücadelesi ve Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi sürecinde ABD emperyalizmiyle uyumlu bir çizgide ilerlemeye çalışan Türkiye devletinin, Kürtleri bir “tehdit unsuru” olmaktan çıkarıp mümkünse kendi siyasal çıkarları doğrultusunda konumlandırma arayışı ve bunun için de bir geçiş sürecine ihtiyaç duymasıydı. Bu yaklaşım, Komisyon raporunda da yer bulan “Ülkemiz, iç cepheyi tahkim etme irademizi pekiştiren bölgesel ve küresel şartlarla karşı karşıyadır” benzeri birçok cümlede kendini göstermektedir.

AKP-MHP iktidarı bu süreci; bir yandan Kürt halkını ve Kürt siyasal hareketini “terör üreten” ve dönüştürülerek (ama “cezasızlık ve af algısı oluşturmadan”) toplumsal düzene adapte edilmesi gereken suçlular biçiminde göstermek için kullanırken, diğer yandan bu “beka sorunu”na karşı mücadele ettiği iddiasıyla kendi iktidarını tahkim etmenin aracı olarak kullandı. Böylece milliyetçi, faşist ve şeriatçı kesimlerin desteğini kaybetmemeye ve konsolide etmeye çalıştı.

İşte konumuz olan Meclis Komisyonu, başlangıçta ne söylenmiş olursa olsun ya da nasıl bir beklenti yaratmış bulunursa bulunsun, sonuçta iktidarın amaçlarına uygun biçimde kurgulanan süreçte toplumu ve Kürt halkını oyalamanın bir aracı olarak işlev gördü.

Komisyonun 110 sayfalık raporunun içeriği de söylediklerimizin kanıtı mahiyetindedir. Komisyonda yer alan birkaç solcu milletvekilin yaptığı itiraz niteliğinde kısa konuşmalar da olmasa, Kürt sorununa çözüm getireceği söylenen bir raporda “Kürt sorunu” ya da “Kürt meselesi” ifadelerini görmek dahi mümkün değildir. Kürt sorunu, tüm tarihsel bağlamından koparılarak “terör sorunu” olarak resmedilmiştir.

Terör” ön ekiyle türetilmiş kavramların yüzlerce kez boca edildiği raporda, Kürt sorununun ortaya çıkış kaynakları; devletin ve iktidarların uyguladığı politikalar ile inkâr ve asimilasyon süreçleri çerçevesinde ele alınmamış, meselenin esası perdelenmiştir. Aksine, Kürtlerin hak ve kimlik taleplerinin “baş belası”na dönüştüğü ve bir güvenlik riski oluşturduğu yönündeki yüz yıllık inkâr zihniyeti ve milliyetçi hezeyan metnin ruhuna hâkim olmuştur.

Kürt halkına on yıllardır yapılan haksızlıklar, ayrımcılık, işkenceler, köy yakmalar, faili meçhuller ve gözaltında kaybetmelerin sorumluları açıkça ortaya konmamış; anadilde eğitim, umut hakkı, hasta ve yaşlı tutsakların serbest bırakılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması gibi pek çok talep raporda gerçek bir karşılık bulmamış ya da dilek ve temenni şeklinde hafifsenerek ele alınmıştır. Sorunun çözümü için PKK’nin “tüm unsurlarıyla silah bırakması ve kendisini tasfiye etmesi” dışında bir ilk adımın olmadığı şeklindeki teslimiyet vurgusu ve MİT onayının belirleyiciliği ise satır satır işlenmiştir.

Özetle, DEM Parti’nin ve Kürt siyasal hareketinin güçlü bir toplumsal itiraz ortaya koyarak raporu şekillendiremediği ve kendi ifadelerine göre “ısrarla uzlaşma zeminini zorladıkları” bir tabloda; iki solcu milletvekilinin haklı biçimde hayır oyu verdiği ve ne iktidarı ne de Meclis’i bağlayabilecek nitelikte çözüm önerileri içeren, sorunun etrafından dolanan ve çözüme değil iktidarın yaklaşımını kutsamaya odaklanan bir raporla geçtiğimiz altı ayın iktidar için değilse bile muhalefet açısından boşa harcandığı ortaya çıkmıştır.

Cumartesi Anneleri’nin çok net ifadesiyle söylemek gerekirse, “Komisyon’un hazırladığı raporda ne hakikatimize ne de dile getirdiğimiz taleplere yer verilmiştir.”

Elimizde bir çözüm belgesi değil, oyalamanın fotoğrafı vardır. Kürt sorunu, bu raporla birlikte bir kez daha güvenlik ve terör eksenine sıkıştırılmıştır.

Türkiye’deki birçok devrimci siyasal özne gibi biz de Meclis Komisyonu ilk kurulduğunda, Komisyon’un Kürt sorununun çözümü açısından yetersiz bir adım olduğunu dile getirmiştik. Çözümün ve mücadelenin Meclis’te kurulan bir komisyona havale edilmesinin, Meclis’in bir “fetiş” hâline getirilerek parlamenter siyasetin sınırlarına sıkıştırılmasının yanlış olduğunu ve bunun barışın toplumsallaşması ihtiyacının önüne geçme riski taşıdığını haklı olarak vurgulamıştık.

Bu komisyonun; devrimci siyasal partilerin, işçi sendikalarının, savaş karşıtı örgütlenmelerin ve kadın örgütlerinin katılımına ve denetimine açık hâle getirilmesini; çözüm sürecinin ise Kürt ve Türk halklarının aktif katılımını sağlayacak biçimde, toplumsal zeminde ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini temel bir gereklilik olarak ifade ettik.

Bu ihtiyaç toplumsal mücadelenin bir sonucu olarak bugüne kadar karşılanamadığı gibi, hayati önemi Komisyon raporuyla birlikte bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Kürt halkının taleplerinin eşitlikçi bir biçimde karşılanması ve Kürt sorununun çözümünü sağlayacak yasal adımların Türkiye devleti tarafından atılmasının koşulu, barış mücadelesinin toplumsallaşmasını sağlayacak bir mücadelenin hayata geçirilmesidir. Kürt sorununun çözümü, bölgesel egemenlik pazarlıklarıyla ya da sınırlı sayıdaki siyasal elitin masa başı girişimleriyle değil, Kürt siyasal hareketi ile Türkiye sosyalist hareketinin çözüm arayışını toplumsal alanda ve emekçi sınıflar içinde örgütlemesiyle mümkün olacaktır.

Devletin belirlediği tartışma platformları, kapitalist sınıfın çıkarlarına hizmet etmekten başka bir sonuç üretmeyecektir. Yapılması gereken, Edirne’den Hakkâri’ye kadar halkı sürecin öznesi ve taleplerin temsilcisi hâline getirecek bir eylem planını hayata geçirmektir.

Aynı çizgideyiz: Kürt sorunu çözülmeli ve Kürt halkının talepleri, eşit yurttaşlık anlayışı temelinde, sokakta büyütülecek bir barış mücadelesiyle karşılanmalıdır. Ortak mücadelemiz de ancak bu temelde şekillenecektir.

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara