Partimiz, ikinci yaz kampını Ağustos ayının son haftasında tamamlamıştır. İkinci yaz kampımızı, dünyada emperyalist saldırganlığın büyüdüğü, ülkemizde ise AKP-MHP iktidarının düzen muhalefetini ve devrimci hareketleri teslim almaya yönelik saldırılarını şiddetlendirdiği, buna karşı dünyanın farklı coğrafyalarında işçi sınıfının ve ezilen halkların direniş iradesini koruduğu siyasal koşullarda gerçekleştirdik.
Kamp sürecinde, geçtiğimiz bir yıl içerisinde ortaya çıkan politik gelişmeleri ve partimizin hayata geçirdiği siyasi ve örgütsel faaliyetlerimizin durumunu değerlendirdik. 2026 Kızıl Parti Yaz Kampı, son bir yıl içinde başlattığımız çalışmaları geliştirecek fikirleri üretmemiz ve eksiklerimizi saptayarak aşmamız için bir fırsat sundu.
Kamp sürecinde yürüttüğümüz tartışmaları da dikkate alarak; kapitalist emperyalist sistemin yeni yönelimlerini, düzen siyasetinde yaşanan köklü değişimleri, sosyalist devrimci hareketin bugüne yanıt vereceği politikaları ve örgütsel araçları, tüm bunlarla birlikte Partimiz Kızıl Parti’nin örgütsel ve siyasal görevlerini açıklayıcı olduğuna inandığımız politik saptamaları ve öngörüleri kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Kapitalist Emperyalist Sistem Tümüyle Faşizme Yöneliyor
- Kapitalist sistem, partimizin son iki yıldır “Kapitalizmin Yeni Evresi” olarak tanımladığı yeni bir dönemin içinde. Bu yeni dönemde sistem, başta ABD olmak üzere, bütünüyle daha fazla sağcılaşıyor. Kapitalist sınıf, bu dönemde, emekçilerin en temel hak ve özgürlüklerini dahi hedef alarak demokratik hakların ve uluslararası hukukun giderek aşındırıldığı, birçok durumda ise bütünüyle yok sayıldığı bir düzen inşa etmeyi amaçlıyor. Gazze’deki soykırım, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması, Küba’yı kıtlıkla boğmayı hedefleyen ve Kübalıları ölümle tehdit eden abluka, İran’a karşı ABD ve İsrail’in yürüttüğü savaş, NATO’nun silahlanma payını yükseltmesi gibi birçok gelişme; bu yeni evrede uluslararası burjuva yasalarının yok sayılacağını, silahlanmanın hızlanacağını, toplumsal ve siyasal alanın militarize edileceğini, devleti yönetenlerin zor aygıtlarını rıza mekanizması ile dengeleyerek hayata geçirme kaygısı taşımadan kullanacağını ve emperyalist saldırganlığın savaşı dünyanın farklı coğrafyalarında büyüteceğini gösteriyor.
- Emperyalist barbarlık, milliyetçi savaş politikalarını ve zor gücüyle hükmetme amacını daha fazla görünür kıldıkça, dünya çapında ırkçı-faşist yönelimlerini gizlemeye tenezzül dahi etmeyen sağcı siyaset odakları da etkisini artırıyor. ABD’de ve Avrupa’da birçok ülkede yeni faşist hareketler ya iktidara geliyor ya da en güçlü iktidar adaylarından biri konumunu alıyor. Bu siyasetin etkisini artırdığı Batı’da kadın, LGBTİ+ ve göçmen karşıtlığı gibi gerici dinamikler toplumda büyüyor. Emekçiler ise savaş politikalarıyla işlenen milliyetçilikle teslim alınmaya çalışılıyor. Emperyalist barbarlık, yeni dönemde dünyaya emek düşmanlığı, şovenizm ve patriyarkal tahakkümden başka bir şey vaat etmiyor.
- Emperyalist politika üretim merkezlerinde, örneğin ABD Başkanı Donald Trump’ın söylemlerinde anti-komünizmin kendine sık sık yer bulması, emekçileri yoksullaştıran savaş politikalarına ve teknoloji tekellerinin toplumsal serveti yağmalamasına rıza üretme çabasının bir parçasıdır. Kapitalistler, bir kez daha dünya işçi sınıfının ve emekçi halkların tek gerçek kurtuluşu olan komünizmi “mutlak düşman” ilan ederek aşırı sömürüye karşı işçi sınıfının ayağa kalkma iradesini engellemeye çalışıyor. Batı kapitalizmi faşist odakların büyümesini bizzat desteklerken, Türkiye’de düzen muhalefetinin Erdoğan iktidarına karşı “liberal demokrasilerden” medet umması gerçekçi değildir. Trump, Erdoğan gibi figürler birer istisna değil, sistemin bütünsel yöneliminin sonucudur.
- ABD emperyalizmi, İsrail ve Türkiye’nin de ortak olduğu bir süreçle Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeyi ve yeni ticaret yolları oluşturarak bunları kendi kontrolü altında tutmayı amaçlıyor. Filistin’de uygulanan soykırım, Suriye’de cihatçı HTŞ iktidarını uluslararası sisteme entegre etme çabaları, İran’a dönük saldırılar ile Çin ve Rusya’nın Ortadoğu’daki etkisini kırmaya yönelik askeri ve ekonomik adımların tümü bu hedef doğrultusunda atılıyor. Ancak İran’ın, emperyalist barbarlığın baş temsilcisi Trump’ın iddia ettiği gibi kısa sürede düşürülememesi; İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyetinin kırılamaması ve İran’daki şeriatçı rejimin yıkılması bir yana, daha da güçlenmesi sonucunu doğurdu. Bu saldırganlık şimdi, savaşı bölgede büyütmek için NATO müttefiklerine çağrılar yapılmasına kadar uzanıyor. ABD ve İsrail, İran’a ilişkin planlarında yenilgiyi kabul etmemek ve hedeflerine ulaşmak için, gerektiğinde Türkiye’yi de kullanarak tüm bölgeyi daha büyük bir yıkıma sürüklemeyi amaçlıyor.
- Kapitalizmin bu yeni döneminin nasıl adlandırılacağı ise hâlâ sürdürülen bir tartışmadır. Geçmişteki faşist iktidar dönemleriyle kimi noktalarda benzeşen, kimi noktalarda farklılaşan günümüz siyasal yapısının ve iktidar pratiğinin belirleyici çizgileri ve ölçütleri ise birçok alanda belirgindir. Günümüzde kapitalist iktidarlar, temel insan haklarının ortadan kaldırıldığı, yoksullaşmanın derinleştiği, kadınlar, göçmenler ve LGBTİ+’lar başta olmak üzere birçok kesime yönelik düşmanlığın bilinçli biçimde büyütüldüğü, doğal varlıkları koruma fikrinin zayıflatılmaya çalışıldığı, savaşların ve militarizasyonun kahramanlık destanları gibi sunulduğu, “kolektif parti” işleyişinin yerine lider merkezli siyasetin güçlendirildiği, devrimci sosyalist hareketlerin ise giderek daha fazla öne çıkarılan anti-komünist söylemlerle ezilmek istendiği faşist baskıları giderek artırmaktadır. “Neo-faşizm”, “yeni faşizm”, “otoriter kapitalizm”, “post-faşizm” gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılan bu dönemin yaygın biçimde kabul edilen tanımı henüz yapılamamıştır. Partimiz, içinde bulunduğumuz dönemi iki yıl önce “kapitalizmin yeni evresi” şeklinde adlandırmıştır. Faşist rejim niteliklerinin birçok örnekte karşımıza çıktığı bu dönemin kalıcı bir tanıma kavuşturulması ise devam eden teorik tartışmaların bir sonucu olacaktır.
AKP Bölgesel Güç Olmaya Çalışıyor
- Türkiye’yi yönetenler ve sömürenler, bugün İran’a karşı, gelecekte ise Ortadoğu’da emperyalizmin sınır karakolu olmak istiyor. Emperyalizmin yeni döneminde Erdoğan ve AKP iktidarı, kendi bekasını ABD ve Avrupa emperyalizminin bölgedeki planlarına bağlamış durumdadır. Erdoğan iktidarı, bu doğrultuda İsrail’in yerine geçerek ya da onunla eşit bir konumda emperyalizmin çıkarlarının bölgedeki uygulayıcısı olmayı, böylelikle bölgesel bir güç hâline gelmeyi ve alt-emperyalist bir merkeze dönüşmeyi amaçlıyor. İktidarın hedefi, uluslararası emperyalist devletlerin bölgedeki hâkimiyetinin de temsilcisi olabilecek bir taşerona ve bölgesel hegemonik güce dönüşmektir.
- Savaş politikalarının büyütülmesi, emekçileri daha da yoksullaştırırken sermaye sınıfına daha fazla kaynak aktarılmasının bir aracı hâline geliyor. NATO için taahhüt edilen Türkiye’nin bütçesinin yüzde 5’i oranındaki askeri harcamalar, teknoloji tekellerine ve Türkiye’de Baykar gibi şirketlere kaynak aktarılmasını sağlıyor. Savaşlar karşısında büyütülecek bir barış mücadelesi, kapitalizme karşı mücadelenin en önemli konularından birisi hâline geliyor.
- Erdoğan’ın kurucu liderliği altında bir faşist rejim inşa etme çabası, kapitalist-emperyalist sistemin günümüzdeki yöneliminden bağımsız ele alınamaz. Türkiye devrimci hareketi, tam da bu nedenle, çözümü Batılı müttefiklerinin “demokrasi aşkında” arayan düzen muhalefetinin politik ufkunu aşan, yalnızca AKP iktidarını değil, sistemin bütününü karşısına alan bir siyasal alternatif oluşturmalıdır. Kızıl Parti, bu amaç doğrultusunda üzerine düşen sorumluluğu tereddütsüz yerine getirecektir.
- 19 Mart sürecinde, cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın en önemli rakibi olarak görülen Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını diploma iptali ve tutuklama yoluyla engelleyen AKP iktidarının amacı, Erdoğan’ı bir kez daha cumhurbaşkanı seçtirmek ve ardından faşist rejimin inşasını kurumsallaştırarak tamamlamaktır. Muhalefete yönelik faşist baskı ve Erdoğan iktidarının siyasal yönelimi, emperyalist sistem içerisinde giderek sağcılaşan kapitalist devletlerin genel eğilimleriyle uyumludur.
- Muhalefete yönelik saldırı dalgasının son ayağı, mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve onunla birlikte kişisel çıkar peşinde koşan CHP’lilerin kayyum olarak atanması ve CHP’nin bölünmesi oldu. Bu bölünme sonucunda kurulan Yeni Parti, her ne kadar meşru CHP yönetimini temsil ediyor olsa da ileri sürülen parti programı, kapitalizme içkin sosyal demokrasiyi aşamayan politika anlayışı, Türkiye ve dünya kapitalizminden onay arayan yaklaşımı ve kendi içindeki çıkar odaklı unsurlar nedeniyle geçmiş dönem CHP’sinden çok da farklı olmayacaktır. Yeni Parti, her ne kadar AKP’nin yeni rejim şemsiyesi altına girmeyi reddeden ve dönemin siyasi mağduru olarak düzen siyaseti içinde en etkili muhalefet partisi olsa da sermaye sınıfına bağımlı bir kapitalist düzen partisi olarak AKP iktidarına karşı mücadelenin en devrimci ucu, uzlaşmazlık timsali ya da “kutsal kurtarıcısı” olamayacaktır.
- Ana muhalefet partisine yönelik iktidar operasyonları ülke gündeminde daha belirleyici olsa da faşist baskıdan asıl nasibini alan sosyalistler ve devrimcilerdir. NATO Zirvesi öncesinde yüzlerce devrimcinin tutuklanması, iktidarın sokak muhalefetini baskı altında tutma çabasının bir sonucudur. Bu baskıyı kırmanın yolu, düzen muhalefetinin sandıkta kazanacağını vaat ettiği başarıdan değil, sosyalist siyaseti toplumsallaştıracak yöntemleri inşa etmekten ve geniş halk kesimlerini mücadelenin aktif taşıyıcıları hâline getirmekten geçer.
- Yaklaşık iki yıldır devam eden çözüm süreci, iktidarın faşist inşa girişimlerinden bağımsız ele alınmamalıdır. Kürt siyasal hareketinin bölgede etkili bir aktör hâline gelmesi ve Türkiye’nin bölgesel üstünlük elde etmek amacıyla İsrail’le girdiği rekabetin bir sonucu olarak ortaya çıkan çözüm süreci, tarafların niyet ve amaçları farklı olsa da Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasından bağımsız değerlendirilemez. Devletin çabası, Kürt siyasal hareketini AKP’nin bölgesel hedefleri doğrultusunda ve devlet kontrolünde hareket eden bir güç hâline getirmektir. İktidarın bu süreçte iç siyasetten beklentisi ise Kürt hareketinin ve Kürt halkının Erdoğan karşıtı cephenin bir parçası olmayı sonlandırmasıdır. Kürt siyasal hareketi, Kürt sorununun çözülmesi beklentisiyle hareket etmekte; bu beklentinin gerçekleşmediği koşullarda, içinde bulunduğu siyasal sıkışmayı aşmak ve kendi siyasal yenilenmesi için bir fırsat yaratmaya çalışmaktadır. Çözüm süreci, hem AKP hem de Kürt hareketi açısından avantajlar sunabilecek bir siyasal zeminde ortaya çıkmıştır. Bu süreçte iktidarın öncelikli amacı ne Kürt sorununu çözmek ne de Türkiye’yi demokratikleştirmektir. Sürecin Kürt halkının eşit yurttaşlık talebini karşılayan, siyasal ve kültürel haklarını güvence altına alan ve demokratik siyaset alanını genişleten bir yönde ilerleyebilmesi için Türkiye devrimci hareketinin işçi sınıfının örgütlülüğünü büyütmesi, Kürt hareketiyle doğru politik mesafeyi oluşturması ve kendi birleşik mücadelesini geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Kürt halkının ve Kürt siyasal hareketinin, bir ulusal hareket olarak savaşın gerçek tarafı kimliğiyle çözüm masasında yer alması, kendi geleceğini belirleme hakkı çerçevesinde meşrudur. Bununla birlikte, Erdoğan’ın ve AKP’nin seçim sathında zayıfladığı veya devletin şartsız tasfiyeyi dayattığı koşullarda çözüm masasının devrilmesi hâlâ bir ihtimal olarak akılda tutulmalıdır. Devrimci siyaset, tutsak siyasetçilerin serbest bırakılmasının ya da iktidarın yeniden sarılacağı savaş siyasetinin yaratacağı toplumsal değişim ve kırılma anlarına hazırlık yapmalı, ortaya çıkabilecek politik fırsatlara ve krizlere müdahale edebileceği araçları yaratmalıdır.
- Anayasasızlığın ve Erdoğan iktidarının keyfi kararlarının belirlediği bu düzenin bütünlüklü bir rejim projesini hayata geçirip geçiremeyeceği şüpheli görülebilir. Ancak Erdoğan’ın yeniden seçilmesi, düzen muhalefetinin tamamen iktidarın kontrolü altına alındığı, devrimci siyasetin tümüyle etkisizleştirildiği ve faşist saldırıların siyasetin normali hâline geldiği bir siyasi ortamın sürekliliğinin sağlanması için iktidara hem daha fazla alan hem de daha fazla zaman tanıyacaktır. AKP ve Erdoğan iktidarına karşı mücadele, önümüzdeki dönemde de yakıcı önemini koruyacaktır.
Sosyalist Siyasetin Durumu ve Kızıl Parti’nin Hedefleri
- Türkiye’de giderek şiddetlenen siyasi baskılara ve dünya çapında emperyalist barbarlığın büyüttüğü savaşlara karşı devrimci bir alternatif örmek, komünistlerin öncelikli görevidir. Ancak Türkiye’de sosyalist hareket, bu görevi yerine getirebilecek örgütsel güce, siyasi yaratıcılığa ve birleşik mücadele becerisine henüz uzaktır. Sosyalist hareket, kendi ölçeğinde görece büyük sayılabilecek öznelerinin düzen muhalefetinin sınırlarına hapsolduğu, geri kalanların ise topluma ulaşmakta etkisiz kaldığı ve küçüğüyle büyüğüyle bir bütün olarak siyasal belirleyicilikten yoksun bir durumdadır. Buna karşın, bağımsız devrimci bir siyaset odağının oluşturulması ve kitleselleşmesi, Erdoğan iktidarına ve kapitalist sömürüye karşı birleşik bir sınıf cephesinin inşası ve savaş karşıtı bir cephenin örgütlenmesi, sosyalist hareketin de öncelikli hedefleri arasındadır.
- İşçi sınıfının ve ezilen halkların ekonomik ve demokratik haklarına yönelik saldırıların keskinleştiği bu dönemde devrimci mücadele, işçi sınıfının tarihsel çıkarlarını merkeze almalı; bununla birlikte demokratik hak direnişlerinde öncü bir rol üstlenmeli ve anti-faşist bir mücadele anlayışının güçlendirilmesine odaklanmalıdır. “Bağımsız devrimci sınıf siyaseti” hedefi, esas olarak işçi sınıfının örgütlü gücünün ve iktidar perspektifinin, bugünün sömürü ve baskı düzenine devrimci yanıt üretebilecek ve kapitalizmi ortadan kaldırabilecek yegâne güç olması gerçeğinden hareketle bir mücadele perspektifi oluşturmak anlamına gelir. İşçi sınıfının bağımsız ve devrimci iktidar mücadelesi ise yalnızca güncel ekonomik mücadelelerle, birkaç yılda bir yapılan seçimlerle ve günümüzde daha az geçerli hâle gelen kapitalist hukuk alanında ifade edilecek taleplerle sınırlandırılmamalıdır. “Devrimci siyaset”, bunların tamamını kendi yürüyüşünün parçası kılan, ancak bununla yetinmeyerek düzenin karşısında bağımsız bir iktidar hedefi taşıyan, bütünsel ve tarihsel bir mücadele yöntemidir.
- Kızıl Parti’nin bugün devrimci mücadelesinde öne çıkardığı temel hedeflerden biri de birleşik mücadelenin, bugünkü faşist yükselişe karşı etkili bir yanıt verebilecek temel araçlardan biri olduğu vurgusuyla ifade edilmektedir. Kapitalist düzenin dünya çapında ve AKP faşizminin Türkiye’de dayattığı koşullar, devrimci mücadelenin parçalı ve dağınık biçimde sonuç alamayacağını göstermektedir. Bu nedenle temel mücadele hedeflerinde ortaklaşan ve birlikte hareket eden siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, aydınlar ve farklı mücadele dinamikleri, faşist baskılara ve burjuva ideolojisine karşı yeterli yanıtı üretme potansiyelini ancak birleşik bir mücadele zemini oluşturarak yaratabilir. Partimiz, kuruluşundan bu yana bu doğrultuda adımlar atmış, farklı siyasi özneler ve kişilerle yan yana geldiği durumlarda, bunun en somut örneklerinden biri olan 1 Mayıs süreçlerinde olduğu gibi, politik sonuçları devrimci mücadelenin lehine olan adımlara öncülük yapmıştır. Birleşik devrimci mücadelenin bugünün ihtiyacı olduğu açıktır. Öte yandan, bu hedefin hayata geçirilmesinin önünde bizim kontrolümüz dışında olan engel niteliğinde durumlar da bulunmaktadır. Sosyalist mücadele alanında yer alan örgütler, mücadeleci sendikalar, anti-kapitalist mücadele dinamikleri, aydınlar ve başka kesimler birleşik mücadele fikrinde ve bunun gerekliliğinde ortaklaşmasına rağmen, sosyalist hareketin öznel kısıtları nedeniyle bu yöndeki girişimler çelişkili biçimde parçalı ve yavaş ilerlemektedir. Ancak bu dağınıklık, birleşik mücadelenin bu dönemin temel ihtiyaçlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu doğrultuda Kızıl Parti, sosyalist hareketin yeniden kuruluşunu ve birleşik devrimci bir odağın yaratılmasını amaç edinmektedir. Sosyalist hareketin etkin bir siyasal odak olarak ülke siyasetinde yeniden yer edinmesi ise, mevcut koşullarda tek başına bir partinin değil, sosyalist ve devrimci hatta siyaset yapan örgütlerin ortak eseri olacaktır. Bununla birlikte partimiz, kendi örgütsel ve siyasal gündemlerini de kesintisiz biçimde sürdürmektedir.
- Faşist baskılar toplumun tüm hak arayan kesimlerine karşı bir saldırı hâlini alırken, dar örgütçü bir siyasal ve örgütsel anlayış, emekçilerin sorunlarına cevap üretemez. Kadın mücadelesinden emekçilerin gündelik mücadelelerine, ekolojik yıkıma karşı direniş örneklerinden, LGBTİ+’lara ve öğrencilere kadar tüm ezilen ve mücadele eden toplumsal kesimlerin kitlesel mücadelelerinin büyütülmesi, devrimcilerin de sorumluluğudur. Kızıl Parti, farklı mücadele alanlarında öncüler çıkarmayı ve kitlesel hak mücadelelerini büyütmeyi görev edinir. Devrimci siyasetin ve gerçek bir politik alternatifin yaygınlaşmasının yanı sıra, emekçilerin siyasetin yönlendirici bir unsuru hâline gelmesi için farklı mücadele alanlarında kitlesel örgütlenme araçlarının geliştirilmesi ve büyütülmesi gereklidir.
- Devrimci siyasetin daha geniş kesimlere ulaşmasını sağlamak amacıyla Partimiz, farklı toplumsal kesimler içinde hak mücadelelerinin ve sosyalizm fikrinin yaygınlaşması için çalışmalar yürütecek yan örgütlenmelerin kuruluşuna öncülük etme kararı almıştır. İşçiler, kadınlar, gençler ve ekoloji mücadelesi yürüten kesimler içinde kapitalist sistemin yıkımına ve faşist iktidara karşı daha geniş kapsamlı bir mücadele yürütecek bu yan örgütlenmeler, toplumun devrimci mücadeleyle bağ kurmasını sağlayacak temas yüzeyleri oluşturacak ve sosyalist bilincin yaygınlaşmasına zemin hazırlayacaktır. Dernek, akademi, yerel meclis ve dergi gibi çeşitli araçlar, Kızıl Parti’nin önümüzdeki dönemde parti ile toplum, sosyalist düşünce ile bireyler arasındaki ilişkilerin daha güçlü biçimde kurulmasına aracılık edecektir.
- Kızıl Parti, iktidarın tüm muhalefeti tasfiye etme girişimine karşı dayanışmayı, Kürt siyasi hareketinin AKP-Erdoğan karşıtı cephenin dışına çıkarılması hedefine karşı Kürt sorununun eşitlikçi ve demokratik çözümünü, faşist baskılara karşı ise birleşik bir devrimci odağın inşa edilmesini öncelemektedir. Partimiz, AKP-Erdoğan iktidarının emperyalist merkezlerle kurduğu karşılıklı çıkar ilişkisini görerek düzen muhalefetinin gerçek bir alternatif inşa edemeyeceğini tespit etmektedir. Faşist bir rejim inşa etmeyi hedefleyen Erdoğan iktidarına karşı mücadelenin yürütücüsü devrimciler olmalıdır. Parlamenter hayallerin, burjuva ulusalcılığına prim vermenin ve kısa vadeli kazanımlarla yetinen reformist siyasetin sınırlarını aşamayan mevcut muhalefet partilerine de karşı birleşik bir devrimci odağın inşası, bu amacın gerçekleştirilmesi için gereklidir.
- Önümüzdeki dönemde hedefimiz; sosyalist siyasette ön açıcı çalışmalar geliştirerek sosyalist-devrimci bir siyasal odağın inşasına katkı sağlamaktır. Sosyalistler, AKP karşıtı cephede düzen muhalefetinin programına eklemlenmeden, bağımsız bir siyasal özne olarak yer almalıdır. Önümüzdeki yıl açılmasını öngördüğümüz seçim gündeminde de sokakta da sosyalistleri etkin bir siyasal özne hâline getirmek, hem görevimiz hem de hedefimizdir.
- Partimizin kuruluşunda ilan ettiği irade, hâlâ hareketimizin itici gücüdür: “Devrimci olanı ayağa kaldıracağız!” Devrimci olanın ayağa kaldırılması, devrimci kadroların siyasete damga vurması, devrimci fikirlerin yayılması, devrimci örgütün büyütülmesi, devrimci mücadele alanının genişletilmesi ve nihayet “Kapitalizme mahkûm değiliz, başka bir dünya mümkün” inancının milyonlara ulaştırılmasıdır. Partimiz, bu iddianın Türkiye’deki en kararlı ve samimi savunucularından biridir.
KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ


