Ankara’da Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk ve Eti Maden’de çalışan işçiler, kapitalist hukuk sistemi altında bile hak olarak tanımlanmış birikmiş ve gecikmiş alacaklarını almak için meydanlarda yine aç ve çıplak direnmek zorunda kaldılar. Açlık ve çıplaklık onlar için sadece birer protesto aracı değildi, onlar böylelikle evlerinde yaşadıkları yoksulluğu kamusal alana taşıdı. Devlet ve patron, işçilerden uğradıkları zulmü sessizce kabullenmelerini bekledi. Bir ilçenin boyutlarını aşacak kadar arsası ve pahalı araçlarla süslü bir araba koleksiyonu olan patron, işçilerin alacaklarını ödeyecek durumu olmadığını iddia etti, işçilerin itibarını zedelediklerini iddia ederek onlara dava açma tehdidinde bile bulundu. Ancak işçilerin kararlı direnişi, protestoları zafere ulaştırdı.
Bu zaferden Türkiye’nin devrimcileri olarak çıkarmamız gereken birçok ders var. İşçilerin çalışma koşullarını ve ücretlerini iyileştirmeleri için değil hak ettikleri ücretleri almak için böylesine mücadele etmek zorunda kalmaları, içinde bulunduğumuz siyasal alanın sıkışmışlığını net bir biçimde gösteriyor. Üstelik işçilerin hak ettikleri birikmiş ücretlerini ve tazminatlarını alabilmek için üç defa Ankara yollarını aşındırmak zorunda kalmaları, sermayenin tarihsel saldırılarının ne denli başarıya ulaştığını da çarpıcı bir biçimde gösteriyor.
Kapitalist Devlet Her Zaman Patronların Arkasında
Bu direnişin gösterdiği bir diğer hakikat ise emekçilere herkesin devleti olduğunu göstermeye çalışan devletin, esasında sermaye sınıfının devleti olarak sınıf karakterinin ne kadar baskın olduğudur. İşçilerin hak ettiği ücretlerin gasp edilmesi için patronla işbirliği yapan devlet, madencileri gözaltına alırken ve madencilere işkence ederken tam da bu karakterinin gereğini yerine getiriyordu. Alışılageldik hukuk alanı sınırları içinde düşünüldüğünde bile, yani kapitalist üretim tarzının egemen sınıfın çıkarıyla harmanlanmış hukuk düzeni içinde bile yasa dışı görülmesi gereken patron edimleri, devlet tarafından görmezden geliniyor. Kapitalist devletin yasaları, işçileri köle olarak tanımlamıyor olsa da pratikte patronlar, her türlü pervasızlığın arkasında devletin sarsılmaz güvencesini her zaman hissediyor. İşçilerin hakkını gasp eden kimse savcı karşısına çıkmıyor, aksine ödüllendiriliyor.
Egemen sınıfların sevdiği bu yasal muğlaklık her şeyi fiilen mümkün kılar. Devlet bizatihi bu muğlaklığın kurucusudur, sermaye sınıfının yanında yer alır. İşçiler sadece yürüdükleri için kamusal düzeni bozmaktan, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet etmekten gözaltına alınabilirken; Karun kadar zengin ama gaspçı patron, dokunulmazlık zırhına sahip olduğunu bilmenin güvencesine sırtını yaslayarak korkusuzca gezebiliyor.
İşçilerin Örgütlü Gücü, Tek Dayanak Noktamızdır
Bir devrimci siyasetin neden doğrudan iktidarı hedeflemesi ve kendi öz gücüyle iktidara yürümesi gerektiği böylece tekrar gün yüzüne çıktı. Çünkü iktidarın elindeki kamu gücü, nesnel evrensel hukuk diye kılıf uydurulan ancak aslında patronların çıkarını koruyan, işçinin karşısına ise bütün acımasızlığıyla çıkan bir güç. İşçi sınıfı mücadelesi, o güç hesaba katılmadan ve o gücün işçilerin karşısına patron sopası olarak çıkarılması ihtimali yok edilmeden yürütülemez.
İşçi sınıfının kendi öz gücü ve bu öz gücüyle yaptığı ittifaklar dışında güvenebileceği hiçbir şey olmadığını da bu direnişin sonucunda yeniden gördük. İnsan hakları, evrensel hukuk gibi liberallerin sığındığı kavramlar ancak sıradan insanların, yani işçi sınıfının politik bir gücü varsa uygulanabilir. Sermaye sınıfı, aksi takdirde, işçi sınıfının örgütlü gücünden korkmadığında her şeye cüret edebilir.
Yıldızlar SSS patronu devleti arkasına alarak işçilerin hakkını gasp ederken, Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu halkı kin ve düşmanlığa sevk etmekten tutuklandılar. Beştepe’ye yürüme hedefleri, patronların en büyük işbirlikçilerinin karargahını işaret etmeleri ve işçilerin bu güç yüzünden aç ve yoksul kaldıklarını göstermeleri onların esas suçudur ve bizce bu bir suç değil, her devrimcinin görevidir. Dostlarımız binlerce siyasi tutsak gibi rehin alınmışlardır. Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun tutuklanmasına karşı çıkarken, kuyu tipi hücrelerde ve hapishanelerde işkence gören, tutsak edilen ama bir milim eğilmeyen bütün devrimcileri selamlıyoruz.
KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ


