Küba’yı Savunmak Sosyalizmi Savunmaktır!

30.03.2026

Emperyalist barbarlığa hemen yanı başında meydan okuyan bir haysiyet ve direniş adasıdır Küba…

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana emperyalist sistemin tartışmasız bir şekilde en tepesinde yer alan ABD’nin insanlığa karşı işlediği suçlar, ciltler dolusu kitaplara sığmaz. Uluslararası savaş ve terör örgütü NATO’yu arkasına alarak dünyanın her köşesinde “beğenmediği” rejimlere saldıran ABD’nin Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da, Yugoslavya’da katlettiği milyonlarca insanı unutmadık. Henüz çok yakın bir tarihte, “sivilleri koruyacağız” diyerek saldırdıkları Libya hâlâ iç savaşın pençesinde. “Terörizm” bahanesiyle işgal ettikleri Filistin’de yaşanan soykırım ve insanlık suçları ise dünya halklarının vicdanında açılmış derin bir yara ve acil bir mücadele konusu olmaya devam ediyor.

ABD’nin bu karanlık tarihine, ayrıca Güney Amerika’dan Türkiye’ye kadar onlarca darbe girişimini, suikastları, sabotajları da eklemek gerekir. 

Bütün bu kanlı siciline rağmen, 2025 yılında ikinci kez başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın dünya kamuoyuna ilk vaadi, ironik bir şekilde “barış” olmuştu. Nobel barış ödülünü almak istediğini her fırsatta dile getiren Trump, emperyalist-kapitalist sistemin ve onun en büyük temsilcisi ABD’nin çıkarları doğrultusunda “yeni barbarlık çağı”nı başlatmış oldu.

Trump liderliğindeki ABD önce bir haydutluk operasyonuyla Venezuela başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırdı; Kolombiya, Meksika, Grönland’a savaş tehditlerinin ardından soykırımcı Siyonist İsrail rejimiyle kol kola İran’a saldırdı ve şimdi de ambargo yoluyla sosyalist Küba’ya diz çöktürmeye çalışıyor. Küba’ya yönelik on yıllardır sürdürülen ambargoyu her geçen gün ağırlaştırarak Kübalıların elektrik ve enerji başta olmak üzere temel ihtiyaçlarına erişimini engelleyerek yeni bir insanlık suçuna imza atıyor.

Bu noktada bir soruyu ve yanıtını açıklığa kavuşturmak gerekir. ABD, İsrail ve Avrupa emperyalizmi, tehditlerini ve askeri müdahalelerini, dünya genelinde süren hegemonya savaşlarının gereklerine uygun biçimde hayata geçiriyorlar. İran’a yönelik saldırganlık da, Venezuela’daki haydutluk da, Grönland üzerindeki egemenlik tartışmaları da bu yeni emperyalist düzen mücadelesinin birer yansımasıdır. Enerji, maden ve ticaret yolları açısından stratejik öneme sahip olan bu coğrafyalarda kurulacak hâkimiyet, başta ABD olmak üzere tüm ülke kapitalistlerinin temel hedeflerinden biridir.

Peki ya Küba? Küba’ya yönelen tehdit de bu hegemonya mücadelesinin dışında değildir ve Trump’ın önünde duran başlıklardan biridir. Küba, Venezuela ya da İran gibi geniş maden kaynakları veya petrol kuyuları sunmasa da, bu onurlu sosyalist adayı dize getirmek çok daha sembolik ve ideolojik bir anlam taşımaktadır. Küba’nın yenilgisi, dünya genelinde ABD emperyalizmine karşı duran halklara verilmek istenen bir gözdağı, aynı zamanda sosyalizmin tarihsel iddiasının zayıflatılması olarak kurgulanmaktadır.

Bu nedenle Küba’ya yönelik saldırı, yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda ideolojik bir hesaplaşmadır. ABD açısından Küba’nın yenilmesi; daha fazla petrol ya da kaynak elde etmekten ziyade, bir direniş fikrinin ve alternatif bir toplumsal düzen umudunun bastırılması anlamına gelmektedir.

İşte tam da bu yüzden Küba’yı savunmak, aynı zamanda sosyalizmi savunmaktır.

Küba halkı da bu tehdidin son derece farkında ve küçük bir ada ülkesi olmasına rağmen sosyalist Küba direnmeye devam ediyor. Kübalılar, tüm zorluklara karşın ABD zorbalığına boyun eğmeden anti-emperyalist mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyor. Adı konmamış bir savaş konjonktüründen geçtiğimiz bu dönemde Küba’yı yalnız bırakmamak, anti-emperyalist ve sosyalist mücadelenin temel görevlerinden biri hâline geliyor.

Küba ile enternasyonal dayanışma pratikleri mütevazı da olsa bir görünürlük kazanıyor. Geçtiğimiz hafta ambargoyu delerek insani yardım götüren bir “flotilla” botu Küba’ya ulaştı. Sembolik bir yardım hareketi olsa da Küba’ya yönelik insanlık düşmanı bu ambargoya dikkat çekmek açısından önemli bir etkisi oldu. 

Küba’yı savunmak tüm dünya sosyalistlerinin ve işçi hareketlerinin görevidir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki sosyalist parti ve kurumlar kendi ülkelerinin iktidarlarına, ABD emperyalizmine karşı direnen Küba’nın yanında yer almaları için baskı yapmalı ve Küba’ya karşı uygulanan bu ambargonun delinmesi için sesini yükseltmelidir. Kızıl Parti, ABD’nin başını çektiği emperyalist kutbun yenilmesi için her alanda mücadeleyi temel bir görev olarak görüyor. Başta Küba, Filistin ve İran halkları olmak üzere ezilen halkların emperyalizme karşı mücadelesine aktif bir şekilde destek olmaya çalışıyor. Bugün, dünya halkları ve işçi sınıfı açısından, barbarlığı bir siyasi norm hâline getirmeye çalışan ve insanlığı savaşa, silahlanmaya mahkûm eden emperyalist saldırganlıktan daha büyük bir tehdit yoktur.

Son olarak bir noktayı daha vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyoruz. İran’daki mevcut molla rejimini gerekçe göstererek ABD emperyalizminin saldırısını meşrulaştırmaya çalışan her türden liberal ve demokratlar, konu Küba’ya yönelik ambargo olduğunda evrensel insan hakları gibi değerleri bir anda unutuyorlar. Bu ikiyüzlü siyasi tavrı teşhir etmeyi önemli buluyoruz ve emperyalizmin Ortadoğu’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar her coğrafyada yenilmesi için mücadele ettiğimizi bir kez daha vurguluyoruz.

Zafere kadar daima!

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara