Suruç Katliamı’ndan Günümüze AKP Faşizminin Saldırıları Sürüyor!

20.07.2026

Suruç Katliamı’nın 11. yıldönümü…

33 devrimcinin ölümüyle sonuçlanan bu katliamı bugün anarken, aynı zamanda Türkiye siyasetinde yaşanan dönüşümü de, AKP-MHP iktidarının faşist bir rejimi kalıcı olarak kurma planını da bu faşistleşmeye karşı mücadelenin gereklerini de düşünmek zorundayız.

20 Temmuz 2015’te, IŞİD barbarlığının tehdidi altındaki Rojava halklarıyla dayanışmaya giden ve Kobane’deki çocuklara oyuncak da taşıyan devrimci gençler, IŞİD’in canlı bomba saldırısında hayatını kaybetti. Suruç Katliamı, Kürt halkına karşı açılan savaştan 10 Ekim’e ve ardından sürecek olan olağanüstü hâl rejimine, dahası günümüzde yaygın tutuklamalar ve tüm muhalefetin tasfiyesine yönelik hamlelerle devam eden saldırıların bir başlangıcı olarak kabul edilmelidir.

Suruç Katliamı’nı konuşmak ve Suruç şehitlerinin mücadelesini yaşatmak, doğrudan AKP-MHP iktidarının kurmak istediği faşist rejime karşı halkların ortak mücadelesini büyütmek anlamına geliyor. Suruç’u anmak aynı zamanda devrimcilere ve demokratlara yönelen şiddetli saldırıların nasıl adım adım büyütüldüğünü hatırlamak için hafızamızı tazelememize de vesile oluyor.

Suruç Katliamı Neden Gerçekleşti?

Gezi Direnişi’nde yeni Osmanlıcı siyasetinin karşısında milyonların itirazını bulan AKP iktidarı, Rojava halklarının Kürt siyasal hareketinin öncülüğünde büyüyen mücadelesini, cihatçılarla birlikte Esad iktidarına karşı ayaklanmaya eklemleyemedi. 7 Haziran’da ise bu sefer iç siyasette bir seçim yenilgisi tadan AKP iktidarı, çözümü MHP ile ortaklık kurmakta buldu ve Kürt halkına karşı hem içeride hem dışarıda savaşı önceleyen, devrimcilere yönelik saldırıyı şiddetlendiren ve demokratik siyaset alanını olağanüstü hâl rejimiyle kısıtlayan bir siyaset anlayışını benimsedi. Bu siyaset anlayışı, yargı başta olmak üzere devlet kurumlarını iktidarın hedefleri doğrultusunda araçsallaştıran ve faşist yöntemlerin ağırlık kazandığı yeni bir dönemi beraberinde getirdi.

7 Haziran 2015 seçimlerinden kısa süre önce, “400 milletvekilini verin, bu iş huzur içinde çözülsün” diyen Erdoğan, seçimi kaybettiği tabloda Türkiye’yi nasıl bir kaos ve katliam ortamına sürükleyeceğinin işaretini zaten vermişti. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu ise, katliamdan dört yıl sonra, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” sözleriyle Suruç’un ve diğer katliamların suç ortaklarının kimler olduğunu itiraf etmiş oldu.

Suruç Katliamı’nın Politik Sonuçları Ne Oldu?

Suruç Katliamı, AKP iktidarının Suriye’de ve iç siyasette büyütmek istediği yeni Osmanlıcı imparatorluk projesinin çökmesine karşı geliştirilen bir yanıttı. IŞİD’li saldırganlar bizzat devlet tarafından korundu, Suruç saldırganı Abdurrahman Alagöz’ün abisi Yunus Emre Alagöz, 10 Ekim katliamını düzenleyenlerden biriydi. Katliamın planlayıcılarından olan İlhami Balı gibi IŞİD’lilerin Türkiye’de hastanelerde kayıtlı şekilde tedavi oldukları ortaya çıktı. Devlet IŞİD’lileri korurken devrimcilere, sosyalistlere, AKP muhaliflerine yönelik saldırıyı ise giderek şiddetlendirdi.

5 Haziran 2015’te Diyarbakır’da HDP’nin seçim mitinginde patlayan bomba, Suruç’un ardından gelen 10 Ekim Katliamı ve devrimcilere yönelen, bugün de devam eden yaygın tutuklamalar Suruç’la açılan dönemin devamı olarak okunmalıdır. NATO zirvesine giderken binlerce sosyalistin gözaltına alınması, yüzlercesinin gerekçe dahi gösterilmeksizin tutuklanması, devrimci örgütlere yönelik şiddetli saldırılar, siyasallaşmış yargı eliyle ana muhalefet partisinin iktidar tarafından dize getirilmeye çalışılması, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimindeki en önemli rakibinin tutuklanması, giderek şiddetlenen faşist baskının farklı tezahürleridir.

Suruç Örneği ve Birleşik Mücadele

Suruç’ta katledilen devrimciler, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) öncülüğünde olsa dahi geniş bir ortaklaşmayı ve birleşik bir iradeyi pratiklerinde taşıdılar. Farklı kurumlardan ya da bağımsız olarak Suruç’tan Kobane’ye gitmek isteyen devrimcilerin iktidar tarafından tehdit olarak görülmesinin sebebi, asıl olarak halkların birleşik mücadelesini büyütecek bir iradeyi taşımalarıydı.

Suruç’ta hayatını kaybeden devrimcileri anarken, birleşik ve bağımsız bir sosyalist odağın inşasının faşist saldırılara karşı eşitlik, barış ve özgürlük mücadelesini büyütmek için en önemli ihtiyacımız olduğunu tekrar vurguluyoruz.

33 düş yolcusunu unutmadık, onların mücadelesini büyütecek, emekçi halkların Türkiye’de ve tüm Ortadoğu’da eşitlik ve barış içinde yaşadığı bir ülkeyi kuracağız.

KIZIL PARTİ MERKEZ KOMİTESİ

https://www.kizilparti.org.tr/wp-content/uploads/2025/05/Beyaz-logo-160x160.png

Bizi takip et:

İletişim

Hacı Bayram Mah. Sanayi Cad. Alsan Çarşısı 10/36, Altındağ/Ankara